Ana içeriğe atla
🎉 2026 Ağustos - Eylül Umresi kayıtları başladı! 14 günlük program · 1200$'dan başlayan fiyatlarla · ✈️ Servisli otel · 📞 WhatsApp: 0531 105 69 70
TÜRSAB Belge No: 8855

Tavaf Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

02 Mayıs 2026 Admin 146 görüntülenme
Tavaf Esnasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Günahlardan temizlenmek dünyada tevbe ve ibadet ile, ahirette ise cehennem ateşi iledir. Allah ahirete hiç bir günahımızı bırakmasın, bıraktıklarını da affetsin. Elli tavafı tamamlamak için orada kalınacak süreye göre program yapmak en doğru tercihtir.

Bir iki günde yüklenip bedeni yorarak hasta etmek ve günlerce yatakta kalmaktansa her namaz vaktine bölerek tavaf sayısını elliye tamamlamak mantıklı bir yoldur. Tavaf ile ilgili bir çok hadis mevcuttur. Sözü çok uzatmama adına bu kadarı ile yetiniyoruz.

Tavaf yaparken bazı noktalara dikkat etmemiz gerekir. Bu noktalara dikkat etmezsek gereken huşuyu ya kalayamayabiliriz. Bu çok mühim bir konudur ve bu ibadetleri yapan her Müslüman bunlara muhtaçtır.

Bu bölümde bu noktalara değinmeye çalışacağız.

TAV AF ESNASINDA DİKKAT

EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Tavaf Ka’be’nin etrafında yürüyerek yapılan bir ibadettir. Bu ibadet sadece yürümekten ibaret değildir şüphesiz. Ka’be’de bulunan bazı yerler ve bazı semboller vardır ki tavaf esnasında bunlardan azami derecede faydalanmak gerekir.

Şüphesiz bunlar Allah’ın misa firlerine ikramlarıdır. Bu ikramlara yüz çevirmek akıl işi değildir. Bu bölümde bunları özet olarak zikredeceğiz.

Hacer-i Esved: Hacer-i Esved tavafa başlama noktasıdır. Tavafa başlarken imkan varsa öpülür, yoksa el sürülür buna da imkan bulunmazsa uzaktan herhangi bir cisim veya el ile selamlanır ve tavafa devam edilir. Resulullah sav Hacer-i Esved’i hem öpmüş, hem dokunmuş, hem de uzaktan elindeki asa ile selamlayıp asayı öpmüş ve tavafına devam etmiştir.

Yani Hacer-i Esved’i öpmek sünnet olduğu gibi ona dokunmak ve uzaktan selamlamakta sünnettir. Hacerül Esved Hz. Ömer ra Hacer-i Esved’in başına gelerek onu öper ve şöyle der; “ Biliyorum ki sen ne fayda ne de zarar veren bir taşsın.

Resulullah sav’in seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.’’ (Buhari, Müslim) Hacer-i Esved zatı itibariyle ne fayda verebilir ne de zarar. Ancak Allah’ın ona verdiği bazı özellikler vardır ki bunlardan Müslümanlar faydalanmaya bakmalıdır. Resulullah sav bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Hacer-i Esved ve Makam’daki taş Cennet yakutlarındandır.

Allah ikisinin nurlarını almıştır. Allah nurlarını almasaydı doğu ile batı arasını ay dınlatırlardı.’’ (Ahmed Müsned) Cennet yakutlarından olan Hacer-i Esved yeryüzüne indirildiğinde güneş gibi yeryüzünü aydınlatacak kadar parlaktı. Onu simsiyah eden şey ise aşağıda zikredilen hadiste şöyle bildirilmiştir: İbni Abbas ra’ten rivayetle Resulullah sav şöyle buyurdu: “Hacer-i Esved yeryüzüne indirildiğinde sütten daha beyazdı.

Ade moğlunun günahları onu simsiyah hale getirmiştir.’’ (Tirmizi) Burada alacağımız iki önemli ders vardır. Birincisi gözümüzle gördüğümüz Hacer-i Esved’in gerçekliği kadar Cennetin de gerçek ve var olduğudur. İkincisi ise; insanoğlunun günahları Hacer-i Esved’i simsiyah yaptığı gibi kalbi de karartır.

İnsan bir günah işlediğinde kalbine siyah bir nokta konulur. Günahlar arttıkça noktalar da artar. Sonunda kalp kararır ve mühürlenir.

Mühürlenen kalp hakkı görmez, duymaz ve anlamaz hale gelir. Bunu ancak samimi bir tevbe temizler. Temiz kalp günah işlemeyen kalptir.

Günah işleyen bir kul istediği kadar “benim kalbim temiz’’ desin bunun gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Sadece kendini ve kendisi gibi olanları kandırmaktadır. Her umreci ve hacıyı Hacer-i Esved hakkında şiddetle ilgilendiren şu hadis kulaklara küpe olmalıdır.

İbni Abbas ra’ten rivayetle Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin olsun ki; kıyamet günü Allah, Hacer-i Esved’i gören iki gözü ve konuşan bir dili ile diriltecektir. Kendisini hak ile selamlayanlara şahitlik edecektir.’’ (Tirmizi) Umre veya hac yaparken hem tavafın başında hem de her şavtta selamlanan Hacer-i Esved sadece ihlas ile kendisini selamlayanların hak üzere olduklarına şahitlik edecektir. Yani bu ibadetleri sadece Allah rızası için yapanlar bu şahitliği elde edeceklerdir.

Allah’ın rızası dışında başka niyetler varsa yapılan bütün ibadetler boşa çıkacaktır Allah muhafaza. İhlaslı bir şekilde Hacer-i Esved’i öpen, dokunan veya selamlayanla rı ahirette Hacer-i Esved isimlerini zikrederek hak üzere olduklarına şahitlik edecektir. Diyecek ki “ ya Rabbi falan kulun beni ihlas ile/ sadece senin rızan için selamladı, onun hak üzere olduğuna şahitlik ediyorum.’’ Bu şahitliği elde etmeyi Rabbim bütün Müslümanlara na sip etsin.

Hac veya umre yapan her Müslümanın hedefi bu şahitliği elde etmek olmalıdır. Maalesef bu şahitlik bir yana dursun orada binbir çeşit niyette olan insanlar bulunmaktadır. Hacer-i Esved’in yanında hırsızlık çok olmaktadır.

Sadece bu niyetle orada bulunan veya oraya giden insanlar var. Buradan anlaşılan şu ki Mekke’de sadece Hz. Ebu Bekir ra’ın torunları bulunmuyor, aynı zamanda maalesef orada Ebu Cehil’in de torunları bulunuyor.

Allah şerlerinden muhafaza etsin. Hz. Ömer ra her şavtta Hacer-i Esved’i öpüyordu.

Resulullah sav onu görünce ona: “Ey Ömer görüyorum ki her şavtta Hacer-i Esved’i öpüyorsun. Farkında olmadan oradaki kardeşlerine eziyet ediyorsun. Orası kalabalık ise öpmeden selamlayarak tavafına devam et, kalabalık değilse öp.’’ buyurmuştur.

Hacer-i Esved’i öpmek, ona dokunmak veya selamlamak sünnettir. Bir Müslümana eziyet etmek ise haramdır. Bir sünneti işleme adına bir çok haram işlenmez.

Kalabalık olduğu için selamlamak sünnetini işleyerek ibadete devam etmek daha hayırlıdır. Bazı bayanlar onlarca erkeğin arasına dalarak bu sünneti işlemek istediklerini söylüyorlar. Bu çok büyük bir hatadır.

Bayanların böylesi kalabalık ortamlara girmeleri kesinlikle caiz değildir. Tavaf yaparken ilk yapılması ve dikkat edilmesi gereken iş niyeti sadece Allah için kılmaktır ve Hacer-i Esved’i de aynı niyetle öpmek, dokunmak veya selamlamaktır. Mültezem: Hacer-i Esved ile Ka’be’nin kapısı arasındaki yaklaşık iki metrelik mesafeye Mültezem denir.

Burası duanın merkezle rindendir. Sahabe döneminde bir anlaşmazlık olduğunda birbirlerini Mültezem ile uyarırlardı. “Şu hakkımı ver yoksa Mültezem’e gidip seni Rabbime şikayet edeceğim’’ şeklinde birbirlerini tehdit edenler dahi olmuştur. Çünkü orada yapılan duanın geri çevrilmeyeceğini biliyorlardı.

Mültezem Abdullah bin Ömer ra Hacer-i Esved’i selamladıktan sonra Mültezem’e gelip yanağını, göğsünü, ellerini ve dizlerini yapıştırarak dua etmiştir. Ardından; “Resulullah sav’in böyle yaptığını gör düm’’ demiştir. (Ebu Davud) Mekke’nin Fethinde Resulullah sav’in bu hareketi yaptığına dair rivayetler çoktur. İbni Abbas ra’ten gelen bir rivayette Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Rükun ile kapı arası Mültezemdir.

Oraya gidip dua eden kimse yoktur ki Allah ona istediğini vermiş olmasın.’’ (Beyhaki) Günümüzde orası da Hacer-i Esved gibi çok kalabalık bir yerdir. Oraya kimseye eziyet etmeden veya eziyet görmeden gitmek müm kün değildir. Bundan dolayı Mültezem’in hizasına gelip dua etmek gerekir.

İbadette ana unsur sekinet ve huzurdur. Samimi bir kalp ve dil ile Beytullah’ta Allah’a yalvarıp yakaranı Allah geri çevirmeyecektir inşaAllah. Makam-ı İbrahim: Hz.

İbrahim as Ka’be’yi inşa ederken boyunu geçen yere vardığında Cebrail as bir taşı Cennetten indirir. Yüce Allah İbrahim as’a rahmet , kıyamet gününe kadar Müminlere ibret olsun diye bu taşı yumuşak kılar ve İbrahim as’ın ayak izleri belirgin hale gelir. Günümüzde tavaf alanında bir camekan içinde korunma altına alınmıştır.

Makam-ı İbrahim Makam-ı İbrahim’deki bu taş Ka’be’nin duvarına bitişikti. Bu durum hz. Ömer ra dönemine kadar devam eder.

Hz. Ömer ra tavaf edenlere bu taşın biraz engel teşkil ettiğini görünce günümüzdeki yerine getirir. Bu konuda bir çok olay anlatılmıştır.

Onlardan bir tanesi şudur: Hz. Ömer ra sahabeyi toplar ve onlarla bu konuyu istişare eder. Sahabe; “İbrahim as zamanından beri bu taş orada duruyor.

Resulullah sav ve hz. Ebu Bekir ra da onu yerinden kaldırmadılar, biz de kaldırmayalım’’ şeklinde görüş beyan ettiler. Beş altı ay sonra şiddetli bir yağmur yağar ve herkes evine sığınır.

Yağmur geçince dışarı çıktıklarında bu taşın günümüzde bulunan yerine kaydığını görürler. Buna binaen hz. Ömer ra; “Ben size bu taşı geri çekelim dedim siz kabul etmediniz, Rabbim buraya koydu ve eski yerine onu götürme yeceğiz’’ der.

Sahabe de ona uyar ve ittifak sağlanmış olur. Buhari’de Enes ra’ten gelen bir rivayette de; hz. Ömer ra şöyle demiştir: “Rabbimle üç konuda muvafakat ettim.

Dedim ki Ya Resulallah! Makam-ı İbrahim’i namazgah edinsek, ardından: “Makam-ı İbrahim’i namazgah edinin..’’ (Bakara 125) ayeti indi...’’ Bu ayetin nüzulünden sonra tavaf namazı Makam’ı İbrahim’de kılınmaya baş landı. Tavaf bitince kılınacak iki rekatlık tavaf namazını Makam-ı İbrahim’de kılmak sünnettir.

Çok kalabalık olursa Mescidin herhangi bir yerinde de kılınabilir Allah’ın izniyle. Burayı selamlamak yada buraya el sürmek meşru değildir. Ne Resulullah sav ne sahabesi ne de müctehid bir imam böyle bir şey yapmamışlardır.

Hicr-i İsmail (Hatim): Hz. İbrahim as eşi hz. Hacer ve oğlu hz.

İsmail as’ı Mekke’ye getirdiğinde onları Hicri İsmail denilen yere bırakmıştır. Hz. İbrahim as hz.Hacer as ve İsmail as için oraya bir gölgelik yapmıştır.

Bazı zayıf rivayetlere göre hem Hacer validemiz hem de İsmail as oraya defnedilmişlerdir. Birçok alim bunun doğru olmadığı görüşündedir. Hicr-i İsmail/ Hatim Günümüzde yarım daire şeklindeki yerdir.

Altın oluğun altında yer almaktadır. Bazı vakitlerde orası açılmakta ve insanların orada namaz kılmalarına müsade edilmektedir. Oraya girme fırsatı bulanlar mutlaka en az iki rekat namaz kılsınlar.

Çünkü orası Ka’be’nin dahilindendir. Orada namaz kılan Ka’be’nin içinde namaz kılmıştır. Tavaf edenler de onun dışından tavaf yapmalıdırlar.

Çünkü tavaf Ka’be’nin etrafında yapılmalıdır. Hz. Aişe ra’den rivayetle dedi ki: Ka’be’ye girip orada namaz kılmayı arzu ettim.

Resulullah sav elimden tutup beni Hicr’e götürdü ve dedi ki: “ Ka’be’ye girip namaz kılmayı arzu ediyorsan burada kıl, şüphesiz burası Ka’be’nin bir bölümüdür, ancak senin kavmin inşa sırasında burayı Ka’be’ye katmadılar.’’ (Nesai) İbni Abbas ra şöyle demiştir: “Hayırlı olanların namazgahında namaz kılın, iyilik ehlinin içeceğini için.’’ Ona denildi ki: Hayırlı olanların namazgahı neresidir? Oluğun altı, demiştir. İyilik ehlinin içeceği nedir, denince de; Zemzem suyudur, cevabını vermiştir.’’ (Ezraki, Tarihu Mekke) Ahmed bin Hanbel rh’ın Müsnedinde geçen bir hadiste Resulullah sav Hz.

Aişe ra’ya şöyle demiştir: “ Senin kavmin (Kureyşliler) şirkten/cahiliyeden yeni çıkmış olmasalardı Ka’be’yi yıkar, onu yerin hizasına indirir, doğu ve batı tarfından birer kapı açar ve Hicr tarafından altı zira eklerdim. Ancak kavmin Kabe’yi yükselttiler, arka kapıyı kapattılar ki istedikleri kişileri oraya alsınlar istediklerine de engel olsunlar.’’ Hz. İbrahim as Ka’be’yi bu şekilde inşa etmişti ve Resulullah sav İbrahim as’ın inşa ettiği şekle geri çevirmeyi arzu ediyordu ancak bazı insanların haktan sapmalarına sebep olabileceği ihtimalinden dolayı bundan vazgeçmiştir.

Rüknü Yemani: Yemen tarafını gösteren ve Hacer-i Esved’ten önceki köşedir. Ka’be’nin örtüsü bu köşede biraz yukarıda tutulur ki bu köşedeki taş açıkta kalıp görülsün. Buradaki köşe değil köşedeki taş önemlidir.

Çünkü bu taş da tıpkı Hacer-i Esved ve Makam-ı İbrahim’de bulunan taş gibi Cennetten indirilmiştir. Rüknü Yemani Abdullah bin Ömer ra’dan rivayetle dedi ki: “Nebi sav tavafının her şavtında Hacer-i Esved’i ve Rüknü Yemani’yi selamlardı.’’ (Nesai) İbni Ömer ra’dan gelen başka bir rivayette ise Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Bu ikisine (Hacer-i Esved ve Rüknü Yemani) el sürmek günahlara keffarettir.’’ (Tirmizi) Resulullah sav Hacer-i Esved’i öpmüş , ona dokunmuş ve uzaktan selamlamıştır. Rüknü Yemani’ye el sürmüş ve uzaktan sağ elini göğüs hizasına kaldırarak selamlamıştır ancak öpmemiştir.

Sünnet olan Rüknü Yemani’ye el sürmek veya uzaktan sağ el ile “Bismillahi Allahu Ekber’’ diyerek selamlamaktır. Bunların dışında başka bir şey yapılmaz. Hacer-i Esved ve Rüknü Yemani’ye seccade, iç çamaşır, baş örtüsü ve tespih gibi eşyaları sürmek meşru değildir.

Sonradan uydurulan birer bid’attir. Bu tür davranışlardan sakınmak gerekir. Rüknü Yemani’ye el sürmek bedendeki günahları döker.

Burası Hacer-i Esved gibi kalabalık bir nokta değildir. Oraya giden her Müslümana Rüknü Yemani’ye el sürmesini tavsiye ederiz. Burada tam bir teslimiyet göstermek gerekir.

Bir taşa el sürmenin günahlardan arınma ile bir bağlantısı olmayacağını düşünenler olabilir. Bilsinler ki günahı affeden o taş değil o taşa el sürmeyi meşru kı lan Allah’tır. Allah’a teslim olan O’nun emir ve yasaklarına karşılık “semi’na ve eta’na/işittik ve itaat ettik’’ deyip teslimiyetini ortaya koyar.

Aklına iman eden ise bu teslimiyeti gösteremez. Çünkü aklına iman eden Allah’a iman edemez. Hacer-i Esved ve Rüknü Yemani köşeleri İbrahim as’ın Ka’be’yi inşa ettiği temeller üzerindedirler ve bu temel hiç değişmemiştir.

Diğer iki köşe (Rüknü Şami ve Rüknü Iraki) ise Kureyş kabilesinin Ka’be’yi inşa etmeleri sırasında değişmiş ve içeri çekilmişlerdir. Bu durum da bu iki yer için başka bir özellik olarak kabul edilmektedir . Resulullah sav Rüknü Yemani ile Hacer-i Esved arasında “Rabbena atina fiddünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kina aza bennar/Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi ateş azabından koru’’ (Hakim Müstedrek) duasını yapardı.

Tavaf esnasında Resulullah sav’in bu dua dışında yaptığı sabit bir dua rivayet edilmemiştir. Sadece burada bu duayı sabit bir şekilde yapmıştır. Tavafın diğer yerlerinde farklı farklı dualar yapmıştır.

Tavaf yaparken bu özel yerleri bilmeli ve zikredilen ibadetler anlatıldığı şekliyle yapılmalıdır. Sadece kuru bir yürüyüşten ibaret değildir tavaf. Her şavtta anlatılanlar hatırlanmalı ve selamlamalar, el sürme, dua, zikir ve tefekkür edilerek yapılacak olan tavaf hiç şüphesiz sadece hızlıca yürüyerek yapılan tavaftan çok daha faziletli ve güzeldir. 9- Eğer imkan bulursa tekrar Haceri Esved’e giderek onu selamlaması müstehaptır. (Müslim, Ahmed) Unutulan sünnetlerden biri de tavafın bitiminde Hacer-i Esved-i selamlamaktır.

Maalesef tavaf biter bitmez iki rekat tavaf namazı kılınınca hızlıca Sa’y alanına gidilmektedir. Sa’y alanına gitmeden Hacer-i Esved’i selamlamak sünnettir. Çünkü Resulullah sav bunu yapmıştır.

Bu sünnetin yapıl maması tavafa zarar vermez ancak terk edilmesi de hoş bir davranış değildir. 10- Zemzeme gidip oradan su içmek ve başına su dökmek te müstehaptır. Çünkü Peygamber sav böyle yapmıştır. (Ahmed) Zemzem, Allah’ın misafirlerine ikram ettiği özel bir içecektir. Müslüman tavafını bitirip iki rekat tavaf namazını kıldıktan sonra sıra Zemzem içmeye gelir.

Aşağıdaki bilgileri okuyarak bu özel içeceği tanımaya koyulalım: Zemzem suyunun Çıkışı: Hz. İbrahim as eşi Hz. Hacer ve oğlu İsmail as’ı Mekke’ye getirir ve Hatim diğer adı ile Hicri İsmail bölgesine onlar için bir çardak kurar ve arkasını dönüp gider.

Hz. Hacer as ona; “Ey İbrahim! Bunu sana Rabbin mi emretti, sen mi bizi terk ediyorsun? diye sorunca İbrahim as; “Rabbim emretti’’ diyerek oradan ayrılır.

Hz. Hacer validemiz; “Rabbin bunu emrettiyse o bizi zayi etmez’’ diyerek teslimiyetini gösterir. Hz.

İbrahim as onlardan biraz uzaklaşınca şu şekilde dua eder ve yoluna devam eder: “Rab bimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin her türlü hürmete layık Mukaddes Evin’in yanında ekin bitmeyen bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namazı dosdoğru kılsınlar diye böyle yaptım.

Sen de insanlardan bir kısmının gönlünü onlara yönlendir ve onları çeşitli ürünlerle rızıklandır ki sana şükretsinler.’’ (İbrahim 37) Zemzem Kuyusunun Krokisi Hz. Hacer validemizin yanındaki gıda kısa bir süre içinde tükenir. İsmail as’ı emzirdiği için kendisi de gıda alamayınca sütü kurur ve yavrucağızını emziremez hale gelir.

İsmail as açlıktan ağlar, kıvranır ve çırpınmaya başlayınca bu duruma şahit olan Hacer validemiz dayanamaz ve kendisine en yakın yükselti olan Safa tepesine çıkar ve sağa sola bakarak seslenir. Hiç kimseyi göremez ve hiç bir ses duyamaz. Oradan diğer bir tepe olan Merve tepesine doğru gider ve iki tepe arasında ki en derin yere ulaştığında İsmail as’ı göremez bir yere vardığı için koşarak bu mesafeyi kat eder.

Merve tepesine varınca aynı şekilde etrafına bakınıp seslenir ve oradan da herhangi bir canlı emaresine ulaşamaz. Merve tepesinden Safa tepesine geri gelir. Anne yüreği çocuğunun durumuna dayana mayıp bu hal üzere Safa tepesinden Merve tepesine doğru dört defa, Merve tepesinden Safa tepesine kadar da üç defa gidip gelir.

Hacer validemizin takati bitmiş, gücü tükenmiş bir halde Safa tepesinde iken İsmail as’ın ayağının dibinde bir parıltı görür ve hızlıca yanına gelir. İsmail as’ın ayağının dibindeki bir su idi. Bu su akıp yok olmasın diye Hacer validemiz elleri ile suyun önüne kumları çekip önünü kapatır.

O sudan kana kana içer ve oğlu İsmail as’ı emzirmeye devam eder. Her ikisinin bu su ile ne kadar beslendikleri net bir şekilde bilinmese de uzun bir süre olduğu kesindir. Hacer validemiz sınavı başarı ile tamamlayınca Allah azze ve celle Cebrail as’ı gönderir.

Cebrail as kanadının ucu ile İsmail as’ın topuk hizasına vurur ve Allah’ın izniyle zemzem fışkırır. Allah’ın bu iki kuluna olan ikramı kıyamete kadar onların hatırası olarak oraya giden bütün Müslümanlara ikram olmuştur. Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin.

Eğer suyun önünü kapamasaydı zemzem akıp giden bir ırmak olurdu.’’ (Buhari, Müsned) Bunda da birçok hikmet var dır elbette. Mekke’de kaya ve kum var. Bu ikisinin dışında başka birşey yoktur.

Nehirler, şelaleler, göller ve ormanlar olsaydı oraya giden Müslümanlar piknik yapar, yüzmeye gider, mangal yakar, salıncak ve hamaklar kurar ve bunlar gibi zamanlarını heba edecekleri bir çok aktivite yaparlardı. Allah azze ve celle orada bunların hiçbirini yaratmamış ki oraya giden her Müslümanın tek ilgi odağı sadece ve sadece Ka’be olsun. Tek ilgi odağı Ka’be olursa Müslüman oradan hakkıyla faydalanır Allah’ın izniyle.

Aynı zamanda bu doğal güzellikler orada bulunsaydı maddi imkanı olanlar orayı mesken edinir ve oradan ayrılmazlardı. Dolayısıyla aynı imkana sahip olmayanlar oraya gitmekte çok zorlanır veya gidemezlerdi. İsteyen ve çaba sarf eden her Müslümana nasip olması için Allah azze ve celle bu halde Mekke’yi yaratmıştır.

Zemzem suyunun fazileti : Resulullah sav şöyle buyurdu: “Yeryüzündeki en hayırlı su Zemzem suyudur. Onda karın doyurma ve hastalıklara şifa vardır. En şerli su da Hadremevt’teki Berehut vadisindedir.

Üzerinde çekirge bacağı gibi haşereler bulunur, sabah çağlayarak akar, akşam ise suyun ıslaklığı dahi bulunmaz.’’ (Taberani, Darekutni, Beyhaki) “Yeryüzündeki en hayırlı su’’ canlılar için en faydalı su demektir. Kimyasal analizi yapılınca şu özellikler tespit edilir: Saf ve renksizdir, kokusuzdur, kendine has bir tadı vardır, az tuzludur, içindeki tüm kimyasal iyon konsantrasyonlar DSÖ’nün öngördüğü sınırların altındadır, tüm mikroplardan arınmıştır, tadının değişmesi için doğalın dışında bir sebep yoktur, bakteri içermez, sağlığa zararlı tüm unsurlardan uzaktır, bulanıklık içermez. Zemzem suyunun arıtılma işlemi kimyasal bileşimi değiştirilmeden sadece mor ötesi ışınlardan geçirilmesi suretiyle yapılır.

Zemzem suyunun içeriğinde Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum, Potasyum, Klor, Karbonat, Amonyum, Sülfat gibi iyonlar doğal olarak bulunur. Ph derecesi 10 olan alkali bir sudur. “Onda karın doyurma vardır’’ ifadesi Zemzem suyunun içilme niyetine bağlıdır. Niyet ile ilgili hadiste de açıklama yapılacaktır.

Hz. Hacer validemiz uzun bir süre Zemzem ile beslenmiştir. Onun dışında başka bir gıda almamıştır.

Ayriyeten burada şu örnek te verilebilir: Sahih Müslim’de Ebu Zer ra’ten rivayetle şöyle aktarılmıştır: Ebu Zer ra Müslüman olduğunda gizlice Mekke’ye gelir ve Zemzem kuyusunun yanında saklanır. Resulullah sav ile karşılaşınca ona; “Ya Resulallah, otuz gündür ben buradayım.’’ der. Resulullah sav; “seni kim yedirdi?’’ buyurunca Ebu Zer ra: “Zemzem suyunun dışında bir yiyeceğim yoktu.

Ondan dolayı da kilo aldım ve göbeğim kat kat oldu. Aynı zamanda hiç açlık hissetmedim.’’ dedi. Buna binaen Resulullah sav: “O mübarektir/bereketlidir, karın doyuran bir gıdadır.’’ buyurdu. (Müslim) “Hastalıklara şifa vardır’’ ifadesi de niyet ile hadiste genişçe açıklanacaktır.

Zemzem suyunun faziletini ifade edecek en güzel olaylardan biri Resulullah sav’in kalbinin iki defa Zemzem ile yıkanmasıdır. Zemzem’den daha değerli bir su olsaydı Resulullah sav’in kalbi mut laka onunla yıkanırdı. Ebu Zer ra’ten rivayetle Resulullah sav şöyle buyurdu: “Mekke’de evimde iken evin tavanı açıldı ve Cebrail as içeri gir di.

Göğsümü yardı ve kalbimi Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra altın bir tas getirdi hikmet ve iman ile dolu idi ki onu kalbime boşalttı ve göğsümü kapatarak elimden tutup göğe yükseldi.’’ (Buhari) Bu olay Mirac gecesi gerçekleşmiştir. Diğer olay da süt annesi Halime ra’nin yanında iken gerçekleşmiştir.

İbni Abbas ra’ten rivayetle Resulullah sav şöyle buyurdu: “Bizimle münafıkların arasındaki fark onların Zemzem’i kana kana içmemeleridir.’’ (Darekutni, Beyhaki) Resulullah sav bu hadiste Zemzem suyunu nifaktan ayırıcı ve imana delalet eden bir alamet kılmıştır. Hac ve umrenin başından sonuna kadar bütün ibadetlerde iman olunca anlam olmaktadır, iman olmayınca hiç bir şey ifade etmemektedir. Zemzem suyu da bunlardan bir tanesidir.

İman ederek içilince hadislerde zikredilen tüm faydalar hasıl olurken iman olmayınca fayda elde etmek bir yana bu mübarek suyu içmek dahi nasip olmuyor. Ahmed bin Hanbel rh’ın Müsnedinde gelen bir rivayette şöyle geçmektedir : “Nebi sav Hacer-i Esved’ten Hacer-i Esved’e üç şavtta remel yaparak tavaf etti. Sonra iki rekat namaz kılıp Hacer-i Esved’e gitti.

Bunun ardında Zemzem’e gidip ondan içti ve başına döktü...’’ Bu ve başka hadislerde geçtiği üzere Resulullah sav Zemzem suyunu ayakta Ka’be’ye yönelerek içmiş, bazen başına dökmüş, bazen de abdest almıştır. Dileyen içer, dileyen abdest alır, dileyen oteline götürüp üzerine dökünebilir. Bütün bu durumlar meşrudur.

Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Zemzem suyu ne için/niyetle içilirse onun içindir.’’ (İbni Mace, Müsned) Bu hadis yukarıda anlatı lan ve aşağıda anlatılacak olanların açıklaması mahiyetindedir. Yani Zemzem hangi niyetle içilirse niyet yerini bulur. Öyleki: Zemzem karın tokluğu niyetiyle içilirse insanın karnını doyurur.

Tıpkı Hacer validemiz ve ebu Zer ra’ta olduğu gibi. Hacer validemiz Cürhüm kabilesi gelene kadar hep ve sadece Zemzem ile beslendi. Ebu Zer ra’te bir ay sadece Zemzem içti, hiç acıkmadı hatta kilo aldı.

Bazı umreci ve hacılar “sakın Zemzem’i çok içmeyin böbreğini zi kurutur’’ şeklinde birbirlerini uyarmaktadırlar. Böyle yaparak kendilerini büyük bir nimet ve şifadan mahrum etmektedirler. Zemzem böbreği kurutma niyetiyle içilirse elbette böbreği kurutur.

Çünkü hangi niyetle içilirse onun içindir Zemzem. Böbrekte bir rahatsızlık varsa şifa niyetiyle içilirse şifa olur Allah’ın izniyle. Bunun bir çok örneği vardır ve olmaya da devam edecektir Allah’ın izniyle.

Bu konuyla ilgili Mekke’de meşhur bir kıssa vardır. Fas ülkesinde yaşayan Leyla el Huluv adında bir bayan göğüs kanserine yakalanır. İmkanı olduğu için tedavi sebebiyle Belçika’ya gider.

Genç olan Leyla hanıma doktorlar kemoterapi olması gerektiğini ve bunun sonucunda saçların, kirpik ve kaşların dahi dökülebilir, benzin sararabilir gibi birçok yan etkiden bahsedince tedaviden vazgeçer ve ülkesine geri döner. Evinde altı ay gibi bir süre geçiren Leyla hanım ağrılarının iyice artması, göğsünde şişlikler, kan ve irin akıntısı ve diğer şika yetlerinden dolayı bir daha Belçika’ya gider ancak bu sefer doktor lar çok geç kalındığını ve kanserin kemiklere kadar yayıldığını ve bu saatten sonra yapacakları bir şeyin omadığını söylerler. Leyla hanımın eşi eve dönmeden Ka’be’ye gelip umre yapıp psikolojik bir destek olur niyetiyle Mekke’ye eşini getirir.

Leyla hanım Ka’be’ye giriş kapısı olan bir numaralı kapının oradan girildiğinde sağda bulu nan bayanlar mahfilinde kalıp ibadet eder, duaya sarılır ve Allah’tan şifa diler. Yakınlarında bulunan bayanlar da durumunu öğrenince ona destek vermeye çalışırlar. Leyla hanım otele gitmez ve orada itikafa girer.

Zemzem dışında hiç birşey yiyip içmez. Arada bir elbisesinin altından göğsüne de Zemzem sürer. Aradan bir kaç gün geçince göğsünde kaşıntı hisseder ve elini attığında göğsündeki yaraların kabuk bağladığını fark eder.

Aynı zamanda bu bir kaç günde şikayetlerinin büyük kısmının yok olduğunu hisseder. Yanında bulunan bayanlarla beraber oteline gidip kontrol ettiklerinde şifa bulduğunu beraber görürler. Şifayı bu suda yaratan Allah’tır.

Mekke’de şu olay da meşhur dur. Öyle ki Arabistan hükümeti bir kaç mühendis getirip Zemzem suyunu iyice araştırmalarını ve kimyasal analizini net bir şekilde yapıp Zemzem üretmelerini ister. Dünyanın her tarafından gelen umreci ve hacıların ülkelerine bu formulü verip her ülke kendi Zemzemini üretsin de Arabistan’dan Zemzem yerine başka şeyler alsınlar, şeklinde bir amaç olduğunu açıklarlar.

Bu mühendisler Avrupa’nın üç yerine Zemzem’den nümune gönderirler. Gelen sonuçları karşılaştırırlar, sonuçlar aynı. Gelen sonuçlara göre laboratuar koşullarında bir kazanda Zemzem’de bulunan maddeleri çok hassas bir şekilde ölçerek koyup karıştırınca oluşan karışımın asit olduğunu görürler .

Bu durum üç defa tekrar eder ve asitin dışında bir şey elde edemezler. Mecburen bu işten vazgeçmek zorunda kalırlar. Yeryüzü mühendislerinin ürettiği Zemzem asitten ibarettir.

Zemzem’in mühendisi Allah’tır. Bu kadar maddeyi bir arada bulunduracak, içilebilecek bir şekle sokacak ve canlılar için en faydalı hale getirecek ve içenlerin niyetlerine göre cevap verecek bir özellikte kılabilecek tek güç Allah’ın güç ve kudretidir. Umre ve hac için bu kutsal beldeye giden bütün Müslümanlara nasihatimiz orada bulundukları süre içinde her fırsatta Zemzem içmeleri, yüzlerini yıkamaları, başlarına dökmeleri hatta imkan bulabilirlerse otellerine götürüp yıkanmalarıdır.

Hiç bir şey olmasa dahi otellerine beş litrelik şişelerden alıp ülkelerine gelene kadar sadece bu mübarek içeceği tüketmeleri olacaktır. Zemzem içerken dua etmek: Resulullah sav Zemzem içer ken dua etmiştir. Sahabe de dua etmişlerdir.

İbni Abbas ra Zemzem içerken şöyle dua etmiştir: “Allah’ım senden faydalı ilim, bol rızık istiyorum. Zemzemle kalbimi yıka ve onu hikmetinle doldur.’’ İbni Mesud ra ise Zemzem içerken şöyle dua etmiştir: “Allah’ım mahşer gününün susuzluğundan kurtulma niyetiyle içiyorum.’’ Bu iki örnekte bu iki güzide sahabe Zemzem içerken Allah’tan maddi, manevi, dünyevi ve uhrevi şeyler istemişlerdir. Yani Zemzem içerken bir Müslüman Rabbinden dilediği her şeyi isteyebilir.

Kendisinde bulunan maddi manevi her hastalığa şifa, her ihtiyaç için, sakınılacak her durum, elde edilecek her konum, dünyalık ve ahirette istenebilecek her şeyi isteyerek Zemzem’i kana kana içebilir. Orada çalışırken şahit olduğumuz birçok olay vardı. Yukarıda anlattığımız Fas ülkesinden gelen Leyla hanımın olayına benzer bir olay da Konya’dan gelen emekli öğretmen Ayşe hanımda gerçekleşmiş ve Allah ona da şifa vermişti, İstanbul’dan gelen Cemil M. beyin de uzun zaman çocuğu olmuyordu Allah ona da yaptığı Ramazan umresinde bu hadisleri duyduktan bir sene sonra bir kız evladı bağışlamıştı.

Gönül isterdi ki sadece Zemzem ile ilgili müstakil bir eser hazırlayıp direk bu Müslümanların ağzından yaşadıklarını aktarmaktır... Tavafını bu minval üzere tamamlayan Müslüman Sa’y yapmak üzere Safa tepesine gider.

Bu yazıyı paylaşın:

Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?

Hac ve umre turları hakkında bilgi almak için bize ulaşın