Tavaf İbadeti ve Faziletleri
Tavaf esnasında okunacak belirli dualar yoktur.Tavafın her bir şavtı ya da sa’yin her bir turu için özel bir dua belirleyenlerin bir dayanakları yoktur. Kesin bu veya şu dua okunmalıdır, denilemeyeceği gibi verilen kitapçıklardaki duaların okunmasında da bir beis yoktur. Hicr’in içinden tavaf etmez.
Çünkü Hicr, Beyt’tendir, bu yüzden tavafın mutlaka Hicr’in dışından olması gerekir. 8- Yedi şavtını tamamlayıp bitirdikten sonra ridasını düzeltir, onu omuzları üzerine bırakarak Makamı İbrahim’e doğru gider ve “ Siz de İbrahim’in makamından bir namazgah edinin.’’ (Bakara 125) (Müslim) ayetini okur, arkasından eğer imkan bulursa Makamı İbrahim’in arkasında iki rekat namaz kılar. Ma kamı İbrahim’i kendisiyle Beyt’in arasında -Makamdan uzak olsa bile- bulundurmaya çalışır. Şayet kalabalık ve benzeri bir sebep dolayısıyla bunu yapamazsa bu iki rekatı Mescidin herhangi bir yerinde kılar.
İnsanlara eziyet vermez, onların gidip geldikleri yolda namaz kılmaz. Birinci rekatte Fatiha’dan sonra Kafirun suresini, ikinci rekatta Fatiha’dan sonra İhlas suresini okuması müstehaptır. (Müslim) Tavaf için burada özel bir bölüm açıp önemli bazı bilgileri aktar mak gerekir. Çünkü tavaf, Ka’be’de yapılabilecek en önemli ibadetlerdendir.
Tavafı öğrenip yaşamak gerekir ki gereken tadı, lezzeti ve hazzı alabilelim. Allah’ın evine çağırıp ağırladığı misafirlerine ikram ettiklerinin başında tavaf ibadeti gelir bunu unutmamak gerekir.
TAV AF İBADETİ VE FAZİLETLERİ
Tavaf sadece Ka’be’de yapılabilen bir ibadettir. Ka’be’nin dışında dünyanın hiç bir yerinde tavaf yapılamaz. Bundan dolayı Beytullaha gelen misafirler bu ibadetin kıymetini bilip ona göre hareket ederlerse kazançlı bir şekilde ülkelerine dönerler.
Bu konuda gereken bilgilerin bir kısmını hadislerle açıklayıp bazı önerilerde bulunacağız. Bir hadisi şerifte Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “ Ka’be’yi tavaf etmek namaz kılmak gibidir, ancak tavafta konuşmanıza izin verilmiştir. Bununla birlikte hiç kimse tavafta hayır dışında bir şey söylemesin.’’ ( Tirmizi Hac 112) “Ka’be’yi tavaf etmek namaz kılmak gibidir’’ ifadesinden şu sonuçlara ulaşabiliriz: Tavaf namaz gibi abdestli bir şekilde yapılmalıdır.
Abdestsiz bir şekilde yapılamaz. Tavaf esnasında abdest bozulur sa abdest tazeleyip kalınan yerden devam ederek tavaf tamamlanır. Aradan uzun bir süre geçer ve abdest dışında başka işler yapılırsa tavafa baştan başlamak gerekir.
Bir bayan tavaf esnasında hayızlı olursa tavafı batıl olur. Temiz lenmeyi beklemelidir. Bu arada hayız kanını durduracak iğne, hap ve benzeri tıbbi işlere başvurabilir.
Kan durunca gusül abdesti alıp tavafını ve umresini tamamlar. Medine’den veya ülkesinden Mekke’ye gelmeden önce hayız olursa mikatta niyet edip telbiye getirmelidir. Mekke’de temizlenmeyi bekler temizlendikten sonra ibadetini tamamlar.
Niyet ederken şart koşabilir. Öyleki niyet ederken, ‘Allah’ım umreye niyet ediyorum. Umremi tamamlamama engel çıkarsa orası ihramdan çıkışım olsun’ şeklinde şart koşar ve umresini tamamlamadan yurduna dönerse ona hiç birşey gerekmez.
Aksi halde fidye gerekir. Tavaf şu açıdan da namaz gibidir; namaz müminin miracıdır. Mirac kulun Allah’ın huzuruna varmasıdır.
Tavaf yapan bir müslü man her şavtta gökyüzünün bir katmanını manevi olarak kat eder. Yedinci şavtın bitiminde yedinci gök katmanını da aşan kul Allah’ın huzurunda iki rekat tavaf namazı kılar. Namaz kılan Allah ile konuşmuş gibidir ki Allah ile konuşan O’nun huzurunda yani miractadır.
Miraca çıkan kul Rabbinden istediklerini diler yani duaya sarılır . “Ancak tavafta konuşmanıza izin verilmiştir’’ ifadesine göre tavaf esnasında dünya kelamı konuşmak tavafı bozmaz. Namazı bozan dünya kelamı tavafı bozmaz. Allah’ın sayısız rahmeti ve ikramındandır.
Dünyanın her tarafından umre ve hac için giden müslümanlar uzun süren tavaf esnasında bazen gelen telefonlara cevap vermek, bazen tavafta bulunan diğer bir müslümana bir şeyi hatırlatmak, bazen bilmediği bir yeri sormak ve benzeri zaruri durumlar ile karşılaşmaktadır. Bunları yapması tavafını bozmaz. Ancak hiç bir ihtiyaç yokken dünya kelamı konuşmak tavaf esnasında mekruhtur.
Bunun için tavaf esnasında bol bol dua edilmeli, Allah zikredilmeli veya kimseyi rahatsız etmeyecek bir şekilde Kur’an okunmalıdır. İhtiyaç duyulan dünyevi konuşmalar ihtiyaç kadarı ile sınırlıdır. İhtiyaç kar şılanınca konuşma kesilmelidir.
Bunların dışında olan konuşmalar mekruh addedilmiştir. Et Terğib vet Terhib adlı kitapta hasen senedle ibni Abbas ra’ten gelen rivayette şöyle buyurulmuştur: “ Her gün Allah Beyti/Ka’be’yi hac edenlerin üzerine yüz yirmi rahmet indirir. Altmışını tavaf edenler, kırkını namaz kılanlar, yirmisini de Ka’be’ye bakanlar alır.’’ (et Terğib vet Terhib 2/186) Rahmet, Allah’ın kullarına dünya hayatını yaşayabilmeleri için ihtiyaç duydukları her şeyi vermesidir.
Rahman ismi ile bütün mahlukata bu ihtiyaçlarını verir. Umreci ve hacı Beytullah’ta maddi manevi ihtiyaçlarını Allah’a arz ederler. Allah’ta onların ihtiyaçlarını dilediği kadar karşılar.
Allah’ın indirdiği yüz yirmi rahmetin yarısını tavaf edenler alır lar. Çünkü Ka’be’de nafile olarak yapılabilecek en güzel ibadet tavaftır. Tavaf bütün peygamberlerin yaptıkları bir ibadettir.
Bu ibadetin en belirgin özelliği ise teslimiyettir. Zahiren bakıldığında küp şeklinde bir binanın etrafında yürümekten ibarettir. Salt akıl bunu söyler.
Ancak ayet ve hadisler tavafın bunun çok ötesinde mükemmel bir ibadet olduğunu bildirir. Aklına iman eden Allah’a iman edemez. Akıl Kur’an ve Sünnete bağlanınca değer bulur, aksi halde yoldan çıkar harap olur. “Kırkını namaz kılanlar alır.’’ Bu namaz Ka’be’de kılınan nafile namazdır.
Ka’be’de kılınan nafile namaz orada yapılan tavaftan sevap açısından daha düşüktür. Oraya gidenlerin nafile tavaf yapmaları nafile namaz kılmalarından daha isabetlidir. Çünkü nafile namaz dünyanın her yerinde kılınabilir ancak tavaf sadece ve sadece Ka’be’de yapılır.
Bu fırsatı bulan değerlendirmeye bakmalıdır. Nafile namaz tavaftan daha az sevap getirir derken Ka’be’de kılınan nafile ve diğer namazları hafife almamak gerekir. Resulullah sav bir hadiste şöyle buyurmuştur: “ Benim mescidimde kılınan bir namaz, onun dışındaki camilerde kılınan bin namazdan daha fazilet lidir.
Ancak Mescid-i Haram hariç. Mescid-i Haram’da kılınan bir namaz ise onun dışındaki camilerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir.’’ (İbni Mace, Ahmed) Ka’be’de kılınan bir vakit namaz diğer camilerde kılınan yüz bin namazdan daha faziletlidir. Matematiksel bir hesap yapınca bu üstünlük daha net bir hal almaktadır.
Öyleki Ka’be’de kılınan bir vakit namaz yüzbin ile çarpılıp beşe bölündüğünde elli beş yıl altı ay yirmi gün o namaz kılınmış gibi sevap kazandırıyor. Beş vakit kılınırsa ikiyüz yetmişyedi yıl dokuz ay on gün namaz kılınmış sevabı kazandırmaktadır. Bu Allah’ın kullarına diğer bir ikramıdır.
Bu ikramı sadece Allah verebilir. Allah’ın dışında bu kadarını hiç kimse veremez. Bu sebepten ötürü Ka’be’ye giden bir müslüman bütün zamanını tavaf, namaz ve diğer ibadetlerle geçirmelidir.
Farz namazları mutlaka Ka’be’de cemaatle kılmaya, varsa kaza namazlarını yoksa da bol bol nafile namaz kılmaya gayret etmelidir. Nafile namazın bu kadar sevabı varsa tavafın sevabını varın siz düşünün. “Yirmisini Ka’be’ye bakanlar alır’’ bu ifade Ka’be’ye bakmanın da ibadet olduğunu bildirmektedir. Tavaf yapmakta olan bir müslüman aynı zamanda Ka’be’ye bakarsa ki tavafın sonunda kılacağı tavaf namazı ile yüzyirmi rahmetin tamamından faydalanacaktır.
Ancak bazı müslümanlar sağlık sorunlarından dolayı tavafı yapamayınca nafile namaz kılıp Beytullah’ı izleyip tavaf ecri kadar rahmetten nasiplerini alabilirler. Yüce Allah her kulunu hesaba kat mış ve ikram etmiştir. Namaz kılan bir Müslüman Ka’be’ye bakabilir ve ecri alabilir.
Ancak namazdaki huşuyu kaybetmeyecekse bunu yapabilir. Kendisi ile Ka’be arasında dikkatini dağıtacak ve namazını olumsuz etkileyecek bir şeyler varsa secde yerine bakması daha evladır, yoksa bakabilir. İmam Ahmed bin Hanbel rahimehullah ve bir çok müctehid alim Ka’be’ye bakmanın ibadet olduğunu söylemişlerdir.
Resulullah sav bir hadiste şöyle buyurmuştur: “ Tavafı çokça yapın. Tavaf yaparken küçük küçük adımlar atın. Allah her adımınıza karşılık bir günahınızı affeder ve size bir ecir/sevap verir.’’ (Tirmizi Hasen hadistir.) “Tavafı çokça yapın’’ ifadesi emir kalıbında gelmiş teşvik ifade sidir.
Farziyet ifade etmez. Resulullah sav tavaf yapmaya ümmetini teşvik etmiştir. Resulullah sav ümmetini her hayra yönlendirmiş, her şerden sakındırmıştır.
O’na tabi olan Allah’a tabi olmuştur ve kaza nanlar kervanına katılmıştır. Mekke’de olunduğu süre içinde müslümanın yapacağı en faziletli ibadetlerdendir tavaf. İkinci, üçüncü umre yapılacağına bol bol tavaf yapmak daha isabetlidir.
İbni Abbas ra “Mekke ehline umre yoktur, onların tavafı umresi yerine geçer’’ demiştir. Seferi olmayan herkes Mekki hükmündedir. Dolayısıyla Harem bölgesinin dışına çıkıp yolda zaman kaybı yaşanacağına tavaf yapmak daha faziletlidir Allah’ın izniyle.
Umre yapmak isteyenlere de umre yapmayın denil mesi yanlıştır. Tavafın getirisi ikinci, üçüncü umreden daha çoktur deyip en isabetli olana davet eder yolumuza koyuluruz. “Tavaf yaparken küçük küçük adımlar atın’’ bu ifade Ka’be’de geçirilen zamanın Allah katında karşılıksız olmadığını göstermekte dir. Bazen tavaf alanı çok kalabalık olmakta ve o durumu gören bazı müslümanlar üzülmektedirler.
Çünkü çok tavaf yapamayacaklarını düşünmektedirler. Yüce Allah adımın büyük veya küçük olmasına bakmadan her adıma karşılık bir günahı affedip bir sevap vermektedir. Kaç tavaf yapmaktan çok Mekke’de iken Ka’be’de ne kadar zaman geçirdim? şeklinde hesap yapmak daha doğru olacaktır. “Allah her adımınıza karşılık bir günahınızı affeder ve size bir sevap verir’’ ifadesi Müslümanın o kutlu ve mübarek beldeye git mesinin iki ana hedefini açıkça belirtmiştir.
İlki işlenen günahlardan arınmak, ikincisi de bol bol sevap kazanmak idi. Beytullah’ta yapılan ibadetlerin çoğunun özelliği günahlara keffaret olmaları ve çok sevap kazandırmalarıdır. Umre ve hacca giden herkesin bu noktaları tespit edip gücü kadar nasiplenmeye bakmalıdır.
Resulullah sav şöyle buyurdu: “ Her kim Beyt’i (Ka’be’yi) elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.’’ (Tirmizi hac 41) Garip bir hadistir. Bu ve aynı anlamı ifade eden bir çok hadis rağbet etme ve teşvik açısından aktarılabilir Allah’ın izniyle. Hayatı boyunca dahi olsa her kim elli tavaf yaparsa annesinden doğduğu gün gibi günahsız bir şekilde olur.
Elli tavaf üçyüz elli şavt yapar. En dar yerinden tavaf yapılırsa yaklaşık yüz elli metredir. Uzaklaştıkça mesafede artmaktadır.
Yüz elli metreyi üçyüz elli ile çarptığımızda elli iki bin beş yüz metre yapar. Her adım yarım metre olsa yüz beş bin adım yapar. Yani elli tavaf yüz beş bin beş yüz günahın affolması ve o kadar sevabın kazanılması demektir.
En basit matematiksel hesap budur. Bu hesap kul hesabıdır. Kulların Rabbinin hesabı elbette çok daha büyüktür.
Elli tavaf yapanın bütün günahları affolunur derken kul hakkı ve büyük günahlar dahil midir değil midir, konusunda ihtilaf var dır. Rabbimizden niyazımız küçük büyük bütün günahlarımızı affetmesidir. O’nun rahmeti bizim günahlarımızdan çok çok büyüktür.