Veda Tavafı
Efdal olan, haccedenin Peygamber sav’in yaptıklarını yapmasıdır. Bununla birlikte yapamayacak olursa vebal ve günah sözkonusu değildir. Çünkü böyle bir uygulamanın, herhangi bir zorluk olmadığında ve imkan bulunduğunda yapılması efdaldir.
VEDA TAV AFI
Hacı Mekke’den ayrılacağı zaman, “veda tavafı’’ yapmadan çıkmamalıdır. Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Sizden hiç bir kimse, yapacağı son iş Beyt’teki tavafı olmadıkça ayrılıp gitmesin.’’ (Müslim) İbni Abbas ra’ta şöyle demiştir: “İnsanlara yapacakları son işin Beyt’i tavaf etmek olması emrolunmuştur. Ancak ay hali olan kadından bu sorumluluk hafifletilmiştir.’’ (Buhari, Müslim) Buna göre ay hali olan kadının veda tavafı yapma yükümlülüğü yoktur.
Lohusa hanım için de durum böyledir. Aişe ra’nın rivayet ettiği hadise göre Safiyye ra ifada tavafından sonra ay hali olmuş, bunun üzerine Peygamber sav, “O takdirde Mekke’den yola koyulabilir.’’ buyurmuştur. (Buhari, Müslim) Kişi yedi şavt ile Beyt’i tavaf eder, sonra Makam-ı İbrahim’in arkasında iki rekat namaz kılar. Sonra Mescid-i Haram’dan çıkar ve mescidden çıkış duasını okur, arkasından da ülkesine geri döner.
Ayrılık ve veda vakti Her başlangıcın bir sonu olduğu muhakkaktır. Bu kutlu yolculuğun da sonu Allah’ın emrettiği ve Resulullah sav’in yaptığı şekilde ibadetleri yapıp bitirdikten sonra yolculuğun başladığı yere dönmektir. Hac ve umre organizasyonları yapılırken gidiş tarihi ile beraber dönüş tarihi de belirlenir.
Hacı ve umreci bunu bildiği için ona göre programını yapmalıdır. Dönüş hazırlıkları başlayınca aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir. 1- Dönüş için acele etmesi ve ihtiyacı olmadan orada kalmayı uzatmaması evladır. Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Yolculuk azaptan bir parçadır.
Sizi yemekten, içmekten, uykudan alıkoyar. O bakımdan sizden herhangi bir kimse maksadını gerçek leştirdi mi ailesine dönmekte elini çabuk tutsun.’’ (Buhari, Müslim) 2- Yolculuğundan döndüğünde, Peygamber sav’in hac ya da umreden döndüğü vakit okuduğu sabit olan duaları yapması müstehaptır. Peygamber sav her bir tümsekte üç defa tekbir getirir, sonra şöyle buyururdu: “La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh, lehul mulku ve lehul hamdu, ve huve ala kulli şeyin kadir.
Sadakallahu vadeh, ve nasara abdeh, ve hezemel ahzebe vahdeh/ Allah’tan başka hiçbir hak ilah yoktur. O bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Mülk yalnız O’nundur, hamd yalnız O’nadır.
O her şeye güç yetirendir. Tevbe edenler, ibadet edenler, secde edenler, Rablerine hamd edenler olarak geri döndük. Allah vadini gerçekleştirdi, kuluna zafer nasip etti ve tek başına kafileleri bozguna uğrattı.’’ (Buhari, Müslim) 3- Yaşadığı şehri gördüğü vakit şu sözleri söylemesi müstehaptır: “Ayibune, taibune, abidune, lirabbine hamidun/ Tevbe edenler, ibadet edenler, Rabbimize hamd edenler olarak dönüyoruz.’’ Bunu şehrine girinceye kadar tekrarlar.
Çünkü Peygamber sav böyle yapmıştır. (Müslim) 4- Ayrılığı uzamışsa, ihtiyaç olmadıkça eve geceleyin girmez. Ancak bunu onlara bildirmesi ve geceleyin geleceğini haber ver miş olması müstesna. Bunun hikmetlerinden biri şu rivayetin ifadesidir: “Ta ki saçı başı dağınık olan hanım saçlarını tarasın, ta ki kocası yanında olmayan kadın kendini hazırlasın.’’ Başka bir rivayette de şöyle buyurulmuştur: “Kişinin hıyanet edebileceklerini düşünerek ya da yanlışlarını tespit etmek maksadıyla geceleyin ailesinin yanına baskın yaparcasına girmesini Resulullah sav yasaklamıştır.’’ (Müslim) Günümüzde telefon vesair iletişim araçları ile ailemize zamanında bilgi verme imkanımız olduğu için böylesi bir sıkıntı ile karşılaşmamaktayız.
Bundan dolayı en kısa zamanda ailemize kavuşmaya bakmalıyız. 5- Yolculuktan dönen kişinin , ilk olarak yakınlarında bulunan bir mescide giderek iki rekat namaz kılması sünnettir . Çünkü Peygamber sav “bir yolculuktan geri döndü mü ilkin mescide girer ve orada iki rekat namaz kılardı.’’ (Buhari, Müslim) 6- Yolculuğa çıkmış olan kimsenin yolculuğundan geri döndüğü vakit gerek kendisinin, gerek komşularının çocuklarına güzel davranması, onu karşıladıklarında onlara iyilikte bulunması müstehaptır. İbni Abbas ra şöyle demiştir: “Peygamber sav Mekke’ye geldiğinde Abdul Muttalip oğullarından birkaç çocukcağız onu karşıladı.
O da onlardan birini önüne, diğerini de arkasına bindirdi.’’ (Buhari) Abdullah bin Cafer ra’ta şöyle demiştir : “Peygamber sav bir yolculuktan geri geldi mi karşısında bizi bulurdu. Karşısında beni, Hasan’ı yahut Hüseyin’i görürdü; Medine’ye girinceye kadar birimizi önüne, diğerimizi de arkasına bindirirdi.’’ (Müslim, Ebu Davud) 7- Hediye vermesi de müstehaptır. Çünkü hediye, kalpleri hoş tutar, varsa aradaki kini kaldırır.
Hediyenin kabul edilmesi de ona karşılık verilmesi de müstehaptır. Şer’i bir gerekçe olmaksızın bir hediyeyi geri çevirmek mekruhtur. Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “ Hediyeleşiniz, birbirinizi seversiniz.’’ (Beyhaki) Hac ve umreden dönüşlerde yüzük, tespih, takke ve seccade gibi hediyelikler getirmek örf olarak yerleşmiş durumdadır.
Bu konuda milletçe çok güzel bir seviyedeyiz hamd olsun. Burada şu olayı aktarmakta fayda vardır. Pakistanlı şair Muhammed İkbal hac yapmış ve ülkesine dönmüştür.
Dönüş sonrası hacca ve umreye gidip gelenleri karşılamayı ve onlara “bize oralardan ne getirdiniz?’’ sorusunu sormayı bir alışkanlık haline getirmiştir. Cevaben; seccade, tespih, yüzük, takke, koku, hurma ve Zemzem gibi hediyeler getirdiklerini söylerler. Muhammed İkbal bu cevaplardan memnun kalmaz ve şöyle bir temennisi olduğunu dile getirir, der ki: Keşke oralardan bize Seccade yerine hz.
Ebu Bekir ra’ın hoşgörüsünü, tespih yerine hz. Ömer ra’ın adaletini, Yüzük yerine hz. Osman ra’ın hayasını ve takke yerine hz.
Ali ra’ın ilmini getirseydiniz. Hepimizin evinde fazlasıyla seccade, tespih, yüzük ve takke var. Evlerimizin ihtiyacı hoşgörü, adalet, haya ve ilimdir... 8- Yolcu geri döndüğü vakit kucaklaşmak müstehaptır.
Nitekim Enes ra şöyle demiştir: “Onlar karşılaştıklarında musafaha ederler. Bir yolculuktan döndüklerinde kucaklaşırlardı.’’ (Taberani) 9- Yolculuktan dönüldüğü vakit arkadaşları toplayıp yemek ziyafeti vermek te müstehaptır. Resulullah sav böyle yapmıştır.
Cabir bin Abdullah ra’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah sav Medine’ye geri döndüğünde bir deve veya bir inek kesti (ve ziyafet verdi).’’ Ubeydullah bin Muaz’ın Muharib’ten yaptığı bir rivayette şöyle bir ziyade yer almaktadır: Muharib, Cabir bin Abdullah’tan şöyle duyduğunu nakletmiştir: “Peygamber sav iki ukiye ve bir dir hem ya da iki dirhem karşılığında benden bir deve satın aldı. Sırar denilen yere gelince, emir vererek bir inek kesildi ve ondan yedi ler...’’ (Buhari, Müslim) Bu şekilde verilen yemeğe ‘Nakia’ denir. Bu da yolculuktan dönen kimsenin verdiği bir yemek ziyafetidir.
SON OLARAK
Son olarak hayatımız boyunca şu cümleyi unutmamalıyız; “Hacı olmak kolay, hacı kalmak zor.’’ Çünkü hacı veya umreci sayılı günlerde ibadetlerini yapıp memleketine dönüş yapacaktır. Döndüğünde Allah’ın kendisine Haremde ikram ettiği namaz, tavaf,sa’y, zemzem, dua, Arafat ve Müzdelife vakfeleri, zikirler, Mina gecelemeleri, taşlamalar, kurban vs ibadetlerden dolayı bütün günahlarını (inşaallah) affetmiş ve bir çok ecir ve sevap yazmıştır. Hacı ve umre cini hayatının kalan kısmında orada kazandığı ecirleri yok etmemek ve temizlendiği günahlara düşmemek için bütün gayretini sarf etme lidir.
Tabiki zor olan kısım budur. Hac ve umrede geçirilen sürenin kısıtlı ve sayılı günler olduğu gibi dünya hayatının da aynı şekilde kısıtlı ve sayılı günlerden ibaret olduğunu düşünürsek bu biraz kolay gelebilir bize. Ama hakikat budur.
Dünya hayatı kısa Ahiret hayatı uzun ve kalıcı olandır. Dünya hayatı kısadır. Öyleki Allah azze ve celle Uzeyr as’ı tam yüz yıl uyuttu.
Uyandırdığı gün yattığı süreyi Uzeyr as şu ifade ile anlattı : “Yahut altı üstüne gelmiş bir şehre uğrayan kimseyi görme din mi? O, “Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba) ?’’ demişti. Bunun üzerine , Allah onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?’’ O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım’ ’ diye cevap verdi...’’ (Bakara 259) Cehenneme giren insanlara Allah azze ve celle hitaben: “Yer yüzünde kaç yıl kaldınız? diye soracak.
Onlar da: “Bir gün veya bir günden daha az bir süre kaldık; istersen sayanlara sor’’ diye cevap verecekler. Allah şöyle buyuracak: “Doğrusu siz, çok az bir süre kaldınız. Keşke bunu vaktiyle bilseydiniz!’’ (Mu’minun 112-113) Halbuki cehenneme giren insanların ömürleri farklı farklıdır.
Ancak ahirete nispeten cevap değişmeyecektir. Ashabı Kehf için Allah teala şöyle buyurmuştur: “Onlar mağa ralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.’’ (Kehf 25) “İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sor maya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?’’ dedi.
Diğer leri “Bir gün yada gün veya bir günden daha az kaldık’’ dediler; ve eklediler, “kaldığınız müddeti Rabbiniz daha iyi bilir...’’ (Kehf 19) Günlerce Allah için ailesinden, işinden, memleketinden ve sahip olduğu bir çok şeyden uzak kalmış, bir çok uğraş vermiş ve Allah’ın ikramlarından nasiplenmiş akıl sahibi hacı ve umreciye hacı ve umreci kalabilmeleri için en büyük nasihat! Uzeyr as gibi yüz yıl, Ashab-ı Kehf gibi üç yüz yıl, hatta ve hatta Nuh as gibi bin yıl da yaşasanız ahirette size dünyada ne kadar kaldınız? sorusu geleceğinde vereceğiniz cevap “bir gün veya bir günden daha az kaldık’’ olacaktır. Bundan dolayı geçici ve sayılı olan bu dünya hayatını ebedi olan ahiret hayatı için feda edin.
Haramlardan aslandan kaçar gibi kaçın, maddi olarak her lekeden elbiselerinizi koruduğunuz gibi manevi olarak ta kalbinizi ve bedeninizi de haramlardan koruyun, olacaktır . Allah’ım bundan sonraki hayatımızı bundan öncekinden daha hayırlı eyle, Şimdiye kadar yaptığımız ve bundan sonra yapacağımız bütün ibadet ve dualarımızı kabul buyur. Dualarımızın sonu; Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun...
Zübeyir ÇETİN 27 Muharrem 1445/14 Ağustos 2023