Harem Bölgesi ve Faziletleri
ve benzeri sebeplerden dolayı Harem bölgesine gidenler ellerine, dil lerine çok dikkat etmelidirler. Aksi halde bir çok günahla dönmeleri muhtemeldir. Oraya kafir ve müşrikler giremez. “Ey iman edenler!
Müşrikler ancak birer necistirler. Onun için artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a girmesinler...’’ (Tevbe 28) Allah azze celle kafir ve müşriklerin bu bölgeye girmelerini yasaklamış ki bu bölgeyi kirletmesin ler ve oraya gelen misafirleri/Müslümanları hiç bir şekilde rahatsız etmesinler. Harem bölgesinde av yapmak, ağaç kesmek ve buluntu malı almak haramdır.
Resulullah sav şöyle buyurdu: “ Allah Mekke’yi haram kılmıştır. Benden önce hiç kimseye helal kılınmadı, benden sonra da hiç kimseye helal kılınmayacaktır. Bana da sadece günün bir vakti helal kılındı.
Onun bitkisi İzhir hariç koparılmaz, ağacı ke silmez, av hayvanı ürkütülmez, sahibini aramak hariç kaybolan malı da alınmaz.’’ (Buhari) “Rabbimiz! Onlara içlerinden bir peygamber gönder de, onlara senin ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin ve onları günahlar dan arındırıp tertemiz yapsın.’ ’ (Bakara 129) Yukarıda geçtiği üzere Allah’ın en sevdiği bölge Mekke haremidir. Umre ve hac niyetiyle gidenler gittikleri bu bölgenin kadir ve kıymetini bilmekle beraber nasıl davranmaları gerektiğine de azami derecede dikkat etmelidirler.
Dillerine sahip çıkmalı yalan, gıybet, nemime, koğuculuk, müstehcen ifadeler, küfür ve sövgü gibi haramlardan dillerini korumaları, gözlerini harama bakmaktan uzak tutup korumaları ve elleri ile ayaklarını haram iş ve yollardan sakınmaları gerekir. Harem Bölgesi İçindeki Önemli Y erler Ka’be: Allah’ın Hareminde Dünya Müslümanlarının günde beş vakit kendisine yönelerek namaz kılmakla emrolundukları, hac ve umre niyetiyle oraya gidenlerin tavaf etmekle emrolunduğu, Cennet ten indirilen bir çok alametin kendisinde bulunduğu, emin ve müba rek olan Allah’ın evidir. “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk mabed, elbette Mekke’de, alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak konulan Ka’be’dir.’’ (Ali İmran 96) İnsanlık için ilk kurulan ibadethane Ka’be’dir. Yer olarak bu ayetin tefsirinde bazı alimler şöyle bir rivayeti aktarırlar: “Allah yeryüzünü yaratırken ilk yarattığı toprak parçası Ka’be’nin olduğu yerdir.
Sonra yeryüzünü oradan yaymıştır.’’ Toprak parçası olarak Allah’ın ilk yarattığı ve mabed kıldığı yer Ka’be’dir. Sonra yeryüzündeki kalan topraklar yaratılmıştır. Ka’be’nin Bilinen İnşa Süreci Şu Şekilde Olmuştur Ka’be’yi yeryüzünde ilk inşa edenler Meleklerdir.
Ka’be’yi inşa etmiş ve orada yüce Allah’a ibadet etmişlerdir. Bu hal Adem as yaratılıp yeryüzüne indirilene kadar devam etmiştir. Adem as yeryüzüne indirildiğinde Mekke’ye gelince Meleklerin inşa ettikleri Ka’be gökyüzüne çıkarılır ve adı Beyti Ma’mur olur.
Tam Ka’be’nin hizasında gökyüzünün yedinci katmanındadır. İmam Katade’den İmam Taberi şöyle rivayet eder: Resulullah sav şöyle buyurdu: “ Beyt-i Ma’mur Ka’be’nin izdüşümünde/hizasında bir mesciddir. Yere düşecek olsa Ka’be’nin üzerine düşer.
Her gün ona yetmiş bin Melek girer, ibadet eder ve geri gelmemek üzere çıkarlar.’’ (Senedi Mürsel sahih bir hadistir.) Beyt-i Ma’mur’a girip ibadet eden melekler bir daha gelemezler çünkü arkada sıra bekleyen melekler vardır. Biz Müslümanlar olarak Allah’a hamd olsun Beytullah’ta dilediğimiz kadar ibadet edebiliyoruz. Rabbimiz meleklere vermediği güzellikleri biz kullarına vermiştir.
İkinci inşa ise Hz. Adem tarafından gerçekleşmiştir. Bu inşa ile meleklerin inşa ettiği Ka’be yukarıda anlatıldığı gibi gökyüzüne çıkarılır.
İnsan olarak Ka’be’yi ilk olarak Adem as inşa etmiş ancak bu konuda detaylı bilgi verilmemiştir. Ka’be’nin üçüncü inşası ise en meşhur olanıdır. Kur’an ve sünnet bunu anlatır.
Öyleki İbrahim as ve oğlu İsmail as beraber inşa etmişlerdir. “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Ka’be’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin’’ diyorlardı.’’ (Bakara 127) Ka’be’nin temelleri Meleklerin ve Adem as’ın inşa ettikleri temeller di. Bu temeller üzerine İbrahim as oğlu ile Ka’be’yi inşa ettiler .
Dördüncü inşa ise Resulullah sav’in gençliği döneminde Kureyş kabilesinin inşasıdır . Zamanla Ka’be’nin duvarları çürüyüp yıkılmaya yüz tuttuğu için Kureyş bunları yenilemek ister ve yeniler. Ancak helal paraları yetmediği için Hicr-i İsmail tarafından dört metreye yakın bir mesafeyi eksilterek Ka’be’yi inşa ederler.
Böylece Hatim kısmı hem açık hem de dışarıda kalmış olur. Bu konuda Re sulullah sav’den şu hadis aktarılmıştır: Hz. Aişe ra Resulullah sav’e Ka’be’ye girip orada namaz kılmak istediğini söyleyince Resulullah sav onu Hatim’e getirip “burada kıl burası Ka’be’dendir.
Senin kavmin İslam’a yeni girmiş olmasalardı Ka’be’yi yıkar, onu yerin hizasına indirir, biri doğu diğeri batı tarafında olmak üzere iki kapı yapardım. Hatim tarafından da altı zira eklerdim. Ancak senin kavmin (Kureyş Kabilesi) istediklerini Ka’be’ye alsınlar istediklerine de engel olsunlar diye arka kapıyı kapattılar, kapıyı da yükselttiler.’’ (Müslim) Resulullah sav’in Ka’be’yi inşa etmeyi arzu ettiği şekil İbrahim as’ın inşa ettiği şekildir.
Beşinci inşa ise Abdullah bin Zübeyr bin Avvam ra tarafından yapılır. Abdullah bin Zübeyr ra yukarıdaki hadisi teyzesi olan hz. Aişe ra’den duymuş ve öğrenmiştir.
Kendi döneminde bu fırsatı değerlendirir ve “Ka’be’yi İbrahim as’ın inşa ettiği şekil üzere inşa edecek kadar helal malımız var’’ diyerek Ka’be’yi o şekilde inşa eder. Ancak Abdullah bin Zübeyr ra’ın şehit edilmesinden sonra Abdulmelik bin Mervan Haccac’a Ka’be’yi eski haline getirmesini emreder ve Ka’be yıkılır ve Kureyş’in inşa ettiği şekilde bir daha inşa edilir. Günümüze kadar bu inşa şekli gelir.
Kıyametin alametlerinden biri de ahir zamanda Ka’be’nin yıkılmasıdır . Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “Habeşi/Etiyopyalı Züs Süvakateyn Ka’be’yi harap edecektir.’’ (Buhari, Müslim) Ka’be Züs Süvakateyn tarafından tahrip edildikten sonra bir daha inşa edil meyecektir. O zamanı yaşayıp bu durumu görmekten Allah’a sığınırız.
Ka’be’de Cennetten indirilen dört şey vardı. Bunlar Hacer-i Esved, Makam-ı İbrahim taşı, Rüknü Yemani taşı ve bir rivayete göre İbrahim as’ın kurban ettiği koçun kafasıdır. İleriki satırlarda tavaf ibadetini açıklarken Hacer-i Esved, Makam-ı İbrahim ve Rüknü Yemani taşlarını anlatacağız.
Burada İbrahim as’ın kurban ettiği koçun başı ile ilgili kısa bir bilgi verelim. Adem as’ın iki oğlu Allah’a kurban konusunda imtihan edildiler. Birinin kurbanı kabul edildi diğerinin ki ise kabul edilmedi.
Her kurban kesinlikle kabul görecek değildir. Allah takva sahiplerinin ibadetlerini kabul eder. Allah’ın rızası dışında başka niyetler varsa Allah o kurbanları kabul etmiyor.
Kurbanı kabul edilen Habil beslediği hayvanlar içinden en güzel ve en besili olanı Allah’a kurban etti. Gökten bir ateş onu alıverdi. Çok uzun yıllar sonra Allah azze ve celle İbrahim as’ı oğlu İsmail as’ı kurban etmesi konusunda imtihan edince İbrahim as’da bu imtihanı kazanınca Allah İsmail as’ı İbrahim as’a bağışlar ve onun yerine Cennet koçlarından bir koçu yeryüzüne indirir ve kurban edilmesini emreder.
İbrahim as bu koçu kurban ettikten sonra başını Ka’be’nin içine asar. Uzun bir süre sonra Ka’be yenilenince ondan hiç bir eser kalmaz. Bir rivayete göre bu koç Habil as’ın Allah’a kur ban ettiği koçtur.
Allah azze ve celle onu kabul eder ve İsmail as’ın fidyesi kılar. Allah için yapılan bir iyiliği Allah nerede ne zaman na sıl kullanıp daha büyük işlere sebep kılıp ilk işleyene ecrini çok daha fazla vereceğini Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Bundan dolayı kul yapacağı ibadetlerin hepsinde sadece Allah’ın rızasını gözetmeli ve en güzel şekilde ibadetini Rabbine sunmalıdır.
Ka’be’de yapılan tavaf, Mültezem, Hatim/Hicr-i İsmail, Makam-i İbrahim, Rüknü Yemani, tavaf alanının altında bulunan Zemzem, Safa ve Merve tepeleri gibi önemli yerler ileride “Tavaf İbadeti konusunda’’ anlatılacaktır. Ka’be diri, ölü bütün Müslümanların kıblesidir . “ Yüzünü Mescid-i haram tarafına çevir.’’ (Bakara 144) Diri olan Müslümanlar hayatta oldukları süre içinde günde beş vakit yüzlerini Mescid-i Haram/ Ka’be tarafına çevirmekle emrolunmuşlardır. Ka’be’nin içinde her tarafa yönelerek namaz kılınabilinir.
Dışında ise sadece Ka’be’ye yönlerek namaz kılınmalıdır. Kişi bilerek Ka’be’nin dışında başka bir tarafa yönele rek namaz kılarsa bu namazı batıldır ve iade etmesi gerekir. Ölen Müslümanların da kıblesi Ka’be’dir.
Mezarlarında kıbleye yönelmiş bir şekilde defnedilirler. Lahit buna uygun bir şekilde kazılır. Vefat eden Müslüman sağ tarafına yüzü kıbleye yönelmiş olarak defnedilir.
Böylelikle vefat eden Müslümanın da kıblesi Ka’be olmaktadır. Beşeri ihtiyacını giderirken kişinin Kıble tarafına önünü veya arkasını çevirmesi yasaklamıştır . Ka’be’nin azameti ve hür meti sebebiyle Resulullah sav Müslümanlara büyük küçük tuvaletlerini yaparken ön ve arkalarını kıbleye çevirmelerini yasaklamıştır.
Ebu Eyyüp el Ensari ra’ten rivayetle Resulullah sav şöyle buyurmuştur: “ Tuvalete gittiğinizde önünüzü veya arkanızı Kıbleye çevirme yin, ancak doğu veya batıya yönelin.’’ Ebu Eyyüp ra dedi ki : “ Şam beldelerine geldiğimizde tuvaletlerin Kıble yönünde yapıldıklarını gördük. İhtiyacımızı giderirken sağa sola meyledip istiğfarda bulunurduk. (Buhari, Müslim) İmkan bulanlar için Ka’be’nin içinde namaz kılmak müstehaptır. Çünkü Resulullah sav Mekke’yi fethettiği gün Ka’be’nin içine girip namaz kılmıştır.
Ka’be’nin içinde her yöne namaz kılına bilir. Farz namazın kılınması konusunda alimler ihtilaf etmişler, bir kısmı caizdir derken diğer bir kısmı caiz değildir, demişlerdir. Hatim kısmında kılınan namaz Ka’be’nin içinde kılınan namazdır.
Çünkü orası Ka’be’den bir bölümdür. Orada ise Ka’be’ye yönelerek namaz kılınır. Ka’be’den olması her tarafa namaz kılınır anlamına gelmez.
Mina ve Müzdelife’de Mekke Hareminde bulunan ve hac ibadetlerinin bir kısmının yapıldığı mübarek yerlerdendir. Hac bölümünde zikredileceklerdir. Aynı bölümde Arafat’ta anlatılacaktır.
Ara fat Harem bölgesinin dışında kalmaktadır. Ama Haccın en önemli rüknüdür. Nur Dağı Hira Mağarası Nur Dağı: Ka’be’nin kuzey doğusunda 281 m. yüksekliğinde ve yaklaşık beş km uzaklıkta olan bir dağdır.
Asıl adı Hira dağıdır. Vah yin nuru bu dağa inince adı Nur dağı olarak değişir. Nur dağı Hira mağarası olarak zikredilir.
Hira Mağarası yaklaşık üç metre uzunluğunda ve en geniş yeri bir metre otuz santimdir. Bu mağaranın ucunda bir delik var ve Ka’be’nin etrafındaki yapı yükselinceye kadar oradan sadece Ka’be görünürdü. Hz.
Aişe ra dedi ki : “Resulullah sav’e vahiy ilk olarak salih rüya şeklinde gelmeye başladı. Gördüğü bütün rüyalar sabahın aydınlığı gibi gerçekleşiyordu. Sonra ona yalnızlık sevdirildi ve Hira mağarasına çekilir ve orada birkaç gece ibadet ederdi.
Sonra Hatice ra’ya gelir azığını alır geri giderdi...’’ (Buhari, Müsned) Yine hz. Aişe ra’den gelen bir rivayette yukarıdaki bilginin devamı şu şekilde anlatılmaktadır: “ ... Taki Hira mağarasında iken Hak/Vahiy ona geldi.
Melek geldi ve “Oku’’ dedi. Ben okuma bilmem, dedim. Beni kucaklayıp öyle bir sıktı ki takatim kalmadı.
Beni bıraktı ve oku dedi. Ben de okuma bilmiyorum, dedim. Üçüncüsünde beni alıp öyle bir sıktı ki gücüm tükendi.
Beni bıraktı ve oku dedi. Ben de okuma bilmem dedim. Sonra okumaya başladı: “Yaratan Rabbinin adıyla oku!
O, insanı alaktan/kan pıhtısından yarattı. Oku! Kalelmle yazmayı öğreten, böylece insana bilmediğini bildiren Rabbin sonsuz kerem sahibidir.’’ (Alak 1-5) (Buhari) Resulullah sav Nur dağına Abdullah oğlu Muhammed olarak çıktı ve Allah’ın Resulü Muhammed olarak indi.
Kendisine ilk vahiy ve peygamberlik verilmiş bir halde dağdan inerken etrafındaki taş ve ağaçlar “esselemu aleyke ya Resulallah/Allah’ın selamı üzerine olsun ey Allah’ın Resulü!’ ’ şeklinde onu selamlıyordu. Korku ve endişe içinde eve gelip “beni örtün, beni örtün’’ demiş ve hz. Hatice ra’e onu örtmüş, kendine gelince başından geçenleri anlatan Resulullah sav’e “vallahi sana gelen Rahmanidir, çünkü sen akrabanı ziyaret edersin, zayıfa yardımcı olursun, komşularını kollarsın...’’ şeklinde Resulullah sav’in güzel ahlakından örnekler sayar sonra Resulullah sav ile beraber amcası oğlu Varaka bin Nevfel’e giderler.
Varaka bin Nevfel Resulullah sav’i dinleyince “sana gelen Musa’ya gelen Namus/Melektir, kavmin seni buradan çıkaracağında ömrüm ve gücüm yeterse mutlaka sana yardımcı olurum’’ demiştir. Resulullah bunu duyunca şaşırır ve “ kavmim beni buradan çıkara cak mı?’’ deyince Varaka “bu dava kime inmişse mutlaka kavmi onu oradan çıkarmıştır’’ şeklinde cevap verir. İlk vahyin indiği bu dağ Mekke Hareminde bulunmaktadır.
Bu dağa çıkmak ne umre ne de hac ibadetidir. Hiç bir ibadetle ilgisi yoktur. Ancak gücü yetenler oraya çıkıp Resulullah sav’in yaşadıkları nı tefekkür edip ders alırsa bu güzel bir davranış olur.
Bundan daha güzeli ise Kur’an’ın indiği Mekke’de Mekki, Medine’de de Medeni sureleri tefekkür ederek okumaktır. Kur’an’ı indiği yerde okumanın çok farklı bir etkisi mutlaka olacaktır Sevr Dağı Sevr Dağı: Yüksekliği 760 metredir. Ka’be’nin güneyinde olup Ka’be’ye yaklaşık beş buçuk km uzaklıktadır.
Sevr mağarası dağın tam zirvesinde bulunmaktadır. Sevr bin Abdi Menah cahiliye devrinde dağa yakın bir yerde iskan ettiği için bu isim dağa verilmiştir . Mekke’den Medine’ye hicretinde Resulullah sav ve hz.
Ebu Bekir ra bu mağarada üç gün kaldılar. Mağaranın uzunluğu yaklaşık üç buçuk metredir. Yüksekliği bir metre kırk santim civarındadır.
Kur’an’da Tevbe suresi 40. ayette Allah azze ve celle bu ma ğarayı şu şekilde zikretmiştir: “ Eğer siz ona (Peygamber’e) yar dım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “üzülme, çünkü Allah bizimle beraber’’ diyordu.
Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı.’’ (Tevbe 40) Resulullah sav hicrette elinden gelebilecek bütün önlemleri almıştır. Medine’ye göre tam ters tarafta olan Sevr mağarasını tercih etmesi de bu önlemlerdendir. Müşriklerin kendisini aramaya çıkacaklarını kesin biliyordu.
Nitekim öyle oldu ve Müşrikler Kurz bin Alkame adındaki iz sürücü ile Sevr mağarasının kapısına kadar gel diler. Allah ise görünmez orduları ile onları kapıdan boş çevirdi. Mağarada bulundukları süre içinde hz.
Ömer ra’ın oğlu Abdullah ra gündüzleri Mekke’de gezinir, kimin ne konuşup planladığını öğrenip gece Resulullah sav’e gelerek anlatırdı. Hz. Ebu Bekir ra’ın azatlı kölesi Amir bin Fuheyre ra Abdullah ra’ın gittiği güzergahta koyunları otlatırdı ki ayak izleri yok olsun.
Koyunlardan süt sağar Resulullah sav ve hz. Ebu Bekir ra’a ikram ederdi. Üç gün geçince hz.
Ebu Bekir ra’ın anlaştığı yol rehberi Abdullah bin Ureykıt onları alır Cidde sahil yolunu kullanarak Medine’ye ulaştırır. Bu dağ ve Mağara yine Mekke hareminde bulunmaktadır. En özet şekilde anlattığımız bu olaylar İslam tarihinde yer alan çok büyük olaylardır.
İslam tarihi ve siyer kitaplarından mutlaka okunmasını tavsiye ederiz. Mekke hareminde her adımda Resulul lah sav ve sahabesinin çok özel ve güzel anıları bulunmaktadır. Bu olayları öğrenince adım attığımız yerlerin değerini bilir ona göre hareket ederiz.
Bundan dolayı umre ve hac yolculuğuna çıkmadan bu bilgileri elde etmeliyiz. Şimdi yapacağımız hac veya umrenin en güzel şekilde eda edilebilmesi için gereken hazırlığı maddeler halinde aktarmaya çalışacağız. Umre ve hac yapan kimsenin kabul edilebilecek bir umre ve mebrur bir hac yapabilmesi için bilmesi ve yerine getirmesi gereken edepler pek çoktur.
Bunların bir kısmı vacip, bir kısmı müstehaptır. Örnek olarak bunların bir bölümü aşağıda verilmiştir: 1- Niyetin, zamanın, bineğin, arkadaşın, birçok yol olması halinde yolun hayırlısını takdir etmesini Allah’tan dilemek. Bu konuda bilgi sahibi ve salih kimselerle istişare eder.
Haccın hayır olduğunda şüphe yoktur. Bu hususta istihare ise iki rekat namaz kıl dıktan sonra bu konuda varid olmuş duayı yapmakla olur. Allah’tan bunların en hayırlısını dilemek ve gereken her şeyi yapmak yerinde olacaktır.
Gidilmekte olan yere psikolojik olarak hazırlanmak niyet tir. Orayı tanımak ve oraya yakışır bir şekilde hareket etmek ve gi debilmek için gayret ve sabır en çok ihtiyaç duyulacak iki durumdur. 2- Hac ve umre yapacak olanın, hac ve umre ile yalnızca Allah’ın rızasını gözetmesi, O’na yakınlaşmayı arzu etmesi; dünyalık elde etme, övünme, kalpleri kazanma ya da riyakârlık yaparak meşhur olma maksadı gütmekten sakınması gerekir. Çünkü bu gibi hususlar amelin batıl olmasına, kabul edilmemesine sebep olur.
Zira yüce Allah şöyle buyurmuştur: “De ki: şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiç bir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” (En’am 162-163) “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 110) Müslüman, işte bu şekilde yalnızca Allah’ın rızasını ve ahiret yurdunu gözetir : “Her kim bu çabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.’’ (İsra 17-18) Kudsi bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Ben bütün ortaklar arasında şirke (kendisiyle ortak koşulmaya) en müstağni olanıyım.
Her kim işlediği bir amelde Benimle birlikte başkasını ortak koşarsa Ben de onu ortak koştuğu ile baş başa bırakırım.’’ (Müslim) Peygamber sav ümmeti adına, küçük şirkten korkmuştur: “Sizin için en korktuğum şey küçük şirktir.’’ bunun ne olduğu sorulunca da “riyakarlıktır’’ cevabını vermiştir. (Ahmed) Peygamber sav yine şöyle buyurmuştur: “ Her kim başkasına işittirmek için bir iş yaparsa, Allah da onun bu halini işittirir. Her kim riyakarlık yaparsa Allah da onun bu riyakarlığının cezasını verir.’’ (Buhari, Müslim) “Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekat vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.’’ (Beyyine 5) Bu ayet ve hadisler bize şunu açıkça anlatmaktadır: Misafiri olduğumuz yüce Allah misafirlik boyunca hem kalbimiz hem de kalıbımızla sadece ve sadece kendisinin rızası için hareket edip O’nun dışında hiç kimsenin ne beğenisini ne de övgüsünü elde etmek için hareket etmememizi istiyor.
Öyle ki özellikle hac zamanında ki kalabalıkta Hacer-i Esved’i öpme konusunda bazı hacı adaylarının orada ki müslüman kardeşlerine ne eziyetler ettiklerini ve bunu gelip otelin lobisinde ballandıra ballandıra anlattıklarına şahitlik ettim. Maalesef bu ve benzeri hareketlerde riyakarlık kokusu olabilmektedir. Orada yapılacak bütün ibadetler yapan kişi ile rızasını kazanmaya çalıştığı yüce Rabbi arasında kalmalıdır.
Gördüğü güzel işler konusunda da diğer hacıları kendini araya koymadan teşvik etmelidir. Ev sahibi olan yüce Allah misafirlerine birçok ikramda bulunacaktır. Yeri geldikçe bu ikramlar anlatılacaktır.
Bu konuda dikkat edilmesi çok önemli olan bir nokta vardır ki o da şudur: Allah’ın ikramlarından umreci ve hacıların faydalanamamaları için şeytanla rın en büyüğü, piri orada görev yapmaktadır ve her tür vesveseyi vermektedir. Müslümanların oradan boş dönmeleri için bütün gücü nü ve hünerlerini sergileyecektir ki Allah’ın hesapsız ikramlarına kul ulaşamasın. Bunu bilen Müslüman diline, eline ve yine diline hakim olmalıdır.
Çünkü bir kelime her şeyi yerle bir edebilir. Peygamber efendimiz sav şöyle buyurmuştur: “Kul, Allah’ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah’ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar.’’ (Buhari) Bu tehlikeden dolayı dilimize sahip çıkmalı ve onu dua, zikir gibi ecir kazandıran ifadelerle meşgul etmeliyiz. 3- Hac ve umre yapacak kimse, hac ve umreyle ilgili fıkhi hükümlerle yolculuğa dair hükümleri yolculuğa çıkmadan öğrenmelidir .
Hac ibadetinin edası sırasında ihtiyaç duyacağı namaz ları kısaltmak (kasr), cem etmek (öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı birbirinin vaktinde kılmak), teyemmüm hükümleri, mestler üzerine meshetmek, ihram yasakları, ihramın mübahları, hac menasiki vb. hükümleri öğrenmelidir. Nitekim Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah kimin hakkında hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.’’ (Buhari) Bu çalışmayı hazırlamamızın asıl sebeplerinden biri de bu maddedir. 4- Kişi ister hac, ister umre yapsın, isterse de başka bir durumda olsun bütün günahlardan ve masiyetlerden tevbe etmelidir. Bütün günah ve masiyetlerden tevbe etmek farzdır ki tevbenin gerçek mahiyeti bütün günahlardan vazgeçmek, onları terketmek, daha önce yapmış olduğu günah ve masiyetlere pişman olmak, bun lara tekrar dönmemeye kararlı olmaktır.
Eğer üzerinde başkalarının hakkı varsa hak sahiplerine haklarını verir, onlardan helallik diler. Bu hakların namus ve şeref gibi manevi haklar olması yahut mali haklar veya bunun dışındaki haklar olmaları arasında fark yoktur. Ahirette kendi iyiliklerinin ecrinin bir kısmının o hak sahibine verilmesinden önce bunu gerçekleştirmelidir.
Eğer iyilikleri tükenecek olursa bu se fer hak sahibinin kötülüklerinden alınıp onun üzerine konulur. 5- Hac ya da umre yapanın, hac ve umre için helal malını seçmesi gerekir. Çünkü Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Haram mal, duanın kabul edilmemesine sebeptir. (Buhari, Müslim) Haramdan meydana gelen bir ete ateş daha bir evladır.
Hiç bir ibadet haram yolla yapılmaz, yapılmış ise de o ibadetten fayda gelmez. Kredi gibi faizli bir muamele ile para çekip çıkan kurayı kaybetmemek adına hacca gelen miskinler var. Umre ve hac da gaye Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.
Faiz ise Allah’ın savaş açtığı en büyük günahlardan bir günahtır. İbadeti bu haramlarla iptal etmek akıllı bir insanın yapacağı bir iş değildir. 6- Vasiyetini yazması, alacaklarını ve borçlarını kaydetmesi müstehaptır. Çünkü eceller Allah’ın elindedir. “Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez.
Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.’’ (Lokman, 34) Peygamber (sav)’de şöyle buyurmuştur “Vasiyet etmeye değer bir şeyleri olan bir müslümanın, yanında vasiyeti yazılı olmaksızın iki gün geçirmesi doğru değildir.’’ (Buhari, Müslim) Vasiyetine şahit tutar, üzerindeki borçlarını öder, emanetleri sahiplerine verir ya da yanında kalması için sahiplerinden izin ister . Halk olarak vasiyet konusunu ve fıkhını genel olarak bilmemekteyiz maalesef. Malı olan bir müslüman malının en fazla üçte birini vasiyet yoluyla hibe edebilir.
Kalanı mirastır. Sahip olunan mal hususunda böylesi yolculuğa çıkmadan mutlaka vasiyet yazılıp gerekli yerlere iletilmelidir. 7- Aile halkına, Allah’tan korkmalarını/ takvalı olmalarını tav siye etmesi de müstehaptır. Çünkü yüce Allah’ın bizden öncekilere de sonrakilere de tavsiyesi budur. “Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size ‘Allah’tan korkun’ diye emrettik.’’ (Nisa, 131) Yolculuk öncesi ev ahalisi diğer zamanlardan daha dikkatli bir şekilde kulak verirler.
Umre ve hac yolculuğuna çıkacak müslüman bunu ganimet bilip değerlendirmelidir. Ev halkına Allah’tan korkmalarını yani haram işlememelerini ve güçleri yettiği kadarıyla Allah’a ibadet etmelerini tavsiye etmelidir. Şüphesiz bu yolculuktan bir kısım hacı geri dönemeyecektir. 8- Salih yol arkadaşı seçmek için gayret göstermesi ve bu ar kadaşının şer’i ilmi tahsil edenlerden olması için özen göstermesi de müstehaptır .
Çünkü bu onun hac ve umresi esnasında başarıya, ulaşmasının hatalara düşmemesinin sebepleri arasındadır. “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu sebeple hepiniz kiminle ar kadaşlık ettiğine iyice dikkat etsin .’’(Ebu Davud, Tirmizi) “Ancak mümin kimse ile arkadaşlık yap ve senin yemeğini ancak takvalı bir kimse yesin.’’(Ebu Davud, Tirmizi) Böylesi mübarek bir yolculukta en büyük imtihan kötü bir yol arkadaşıdır. İnsanı çileden çıkarmakla beraber müslüman için hayatı boyunca yapabileceği en önemli bu yolculuğundan boş dönmesine hatta bir çok günahla dönmesine dahi sebep olabilir.
Bundan korunmak ve kurtulmak için salih bir yol arkadaşı edinmek için özel bir gayret sarf etmek yerinde olacaktır. 9- Aile halkı, akrabalar, komşular ve arkadaşlarından ilim sahibi kimselerle vedalaşması da müstehaptır. Peygamber efendimiz sav şöyle buyurmuştur: “ Yolculuğa çıkmak isteyen bir kimse, geriye bıraktığı kişilere: ‘Emanetleri yok olmayan Allah’a sizi emanet ediyorum’ desin.’’ (Ahmed, İbn Mace) Peygamber sav’de yolculuk yapmak isteyen ashabından kim seleri uğurlar ve şöyle derdi: “Dininizi koruyup emanetlerinizi ifa etmeniz ve amellerinizi hayırla sonuçlandırmanız hususunda sizi Allah’a emanet ediyorum.’’(Ebu Davud, Tirmizi) Yolculuğa çıkmak isteyen bir kimse Peygamber sav’e gelerek “Ey Allah’ın Resulu, bana tavsiyede bulun’’ dedi. O’da şöyle buyurdu “Sana Allah’tan korkmanı/takvalı olmanı ve her bir tümsek üzerinde tekbir getirmeni tavsiye ederim.’’ adam gidince Peygamber sav şöyle dua etti: “Allah’ım, onun için yeri yakınlaştır, yolculuğu ona kolaylaştır.’’(Tirmizi, İbn Mace) Yolculuğa çıkmadan önce akraba, komşu ve dostlarla vedalaşmak islam ahlakındandır.
Vedalaşırken dua istemek ve dua etmek te güzel bir davranıştır. Vedalaşma esnasında kalpler diğer zamanlara göre daha yumuşak ve merhametli olacağından dua etmenin de daha etkili olması beklenir. 10- Perşembe gününün ilk saatlerinde yolculuğa çıkmak müstehabtır. Çünkü Peygamber sav böyle yapmıştır.
Ka’b b. Malik ra dedi ki: “ Rasulullah sav’in perşembe günü dışında yolculuğa çıktığı çok azdır.’’ (Buhari) Diğer taraftan Peygamber sav, ümmetinin günün ilk saatlerinde berekete nail olmaları için dua ederek şöyle buyurmuştur: “Allah’ım, ümmetime ilk ve erken işlerinde bereket ihsan et’’ (Ebu Davud,Tirmizi) Günümüzde bu sünneti işlemek biraz zordur. Çünkü gurup halinde gidip gelindiği için guruba uymak zorunluluğu vardır.
O güne ve o vakte rast gelirse hamd etmek gerekir, rast gelmezse diğer sünnetleri işlemeye gayret etmeye bakmalıdır. 11- Evden çıkarken şöyle dua etmesi müstehaptır: “Allah’ın adı ile, Allah’a tevekkül ettim. Allah’ın verdiği güç ve kudret olmadan hiç bir şeye güç yetirilemez. Allah’ım, sapmaktan, saptırılmak tan, ayağımın kaymasından, kaydırılmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve bana karşı cahillik edilmesinden sana sığınırım.’’ (Ebu Davud, Tirmizi) 12- Arabaya, uçağa ya da başka herhangi bir bineğe binildiği vakit yolculuk duası yaparak şöyle denmesi müstehaptır: “Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. ‘Bunları bizlere musahhar kılan (Allah) eksiklikten münezzehtir.
Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi ve esasen biz muhakkak Rabbimize döneceğiz.’’(Zuhruf 13-14) Allah’ım, bu yolculuğumuzda Senden iyilik ve takvayı, razı olacağın ameller işlemeyi (nasip kılma nı) dileriz. Allah’ım, bu yolculuğumuzu bize kolaylaştır, uzaklığını yakınlaştır. Allah’ım, Sen yolculukta dost ve ailemiz için vekilsin.
Allah’ım, yolculuğun sıkıntılarından, mal ve ahalimizi dönüpte kötü halde görmekten Sana sığınırım.’’ Yolculuktan geri döndüğünde aynı duayı yapar ve şunları ekler: “Döndük, tevbe edicileriz, ibadet edicileriz, Rabbimize hamd edicileriz.’’ (Müslim) 13- Tek başına ve arkadaşsız olarak yolculuğa çıkmamak müstehabtır. Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Şayet insanlar yalnızlıkta neler olduğunu benim gibi bilselerdi, hiçbir zaman bir binici/yolcu geceleyin tek başına yol almazdı.’’ (Buhari) Yine şöyle buyurmuştur: “Bir binici şeytandır, iki binici iki şeytan, üçüncüleri ise binici bir kafiledir.’’ (Ebu Davud, Tirmizi) Tek başına uzun yol kat edecek bir müslüman salih bir yol arkadaşı edinirse maddi manevi bir çok sıkıntıdan kurtulacağı gibi maddi manevi bir çok fayda da elde eder. Elinden geldiğince tek olmamaya dikkat etmelidir.
Bu bağlamda umre veya hac yapacak müslüman gücü yeterse ailece, yetmezse ailesinden veya akraba ve dostlarından birileri ile yolculuk yapması sünnete uygun olandır. 14- Yolculuğa çıkanlar, aralarından birini başkan tayin eder ler. Böylelikle dağılmalarını önler, ittifak eder, maksatlarını daha güçlü bir şekilde elde ederler. Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Üç kişi bir yolculuğa çıkacak olurlarsa aralarından birini imam/ başkan tayin etsinler.’’ (Ebu Davud) Özellikle umre ve hac gibi ibadet yolculukları genelde diğer yolculuklarda tek olmayan müslümanlar içlerinden gittikleri yeri, di lini ve fıkhını bilen olgun, ağırbaşlı birini imam seçmeleri gerekir.
Bu sünneti uygulamaları hepsinin faydasına olacaktır. Hamd olsun günümüzde gurup ve kafile başkanları bu görevi yerine getirmeye çalışmaktadırlar. 15- Yolcular bir yerde konaklayacak olurlarsa birbirlerinin yanında olmalıdırlar. Peygamber sav’in ashabından bazıları bir yer de konaklarında dağlar arasındaki yollara ve vadilere dağılmışlardı da Peygamber sav şöyle buyurmuştu: “Sizin bu şekilde dağılmanız şeytandandır.’’ (Ebu Davud) Bundan sonra birbirlerinin yanında bulunurlardı.
Öyle ki üzerlerine bir örtü yayılacak olsaydı hepsini ör tebilirdi. Günümüzde bütün gurup ve kafileler genelde aynı otelde kalmaktadırlar hamd olsun. Düzen sağlanmış ve bu dağınıklık yok edilmiş bir haldedir. 16- Yolculuk esnasında veya yolculuk dışında herhangi bir konaklama yerinde konaklayan kimsenin Peygamber sav’den sabit olan şu duayı yapması müstehabtır: “Yarattıklarının şerrinden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.’’ Çünkü kişi bu sözü söyledi mi o konak yerinden ayrılıncaya kadar hiçbir şeyin ona zararı olmaz. (Müslim) İnsan yeryüzündeki bütün varlıkları göremez.
Göremediği varlıkların şerrinden de kendini bazen koruyamaz. Bütün varlıkları yaratan, hepsini gören ve gözeten Allah’a sığınırsa Allah o kulu hepsinden korur. Allah’ın takdiri dışında hiç bir şey olmaz.
Önlem alıp sünnette varid olan bu zikir ve dualarla Allah’a sığınmalı ve ihmal etmemelidir. 17- Yüksek yerlerde tekbir getirmek de, seviyesi düşük yer lerde ve vadilerde tesbih etmek de müstehaptır . Cabir ra dedi ki: “Biz yüksekçe bir yere çıktık mı tekbir getirirdik, yüksekten aşağı indik mi tesbih ederdik.’’ (Buhari) Tekbir getirirken seslerini yükseltmemeleri gerekir. Zira Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar, kendinize acıyınız.
Çünkü sizler ne sağır, ne de hazır olmayan birine dua ediyorsunuz. O sizinle birliktedir; şüphesiz ki O her şeyi işitendir ve pek yakındır.’’ (Müslim) Bu hadisi şerifi özellikle tavaf esnasında mutlaka tatbik etmek gerekir. Maalesef tavaf esnasında büyük guruplar halinde yüksek sesle bağıra çağıra dua ederken metaftaki bütün müslümanları rahatsız etmekte olduğumuzun farkında olmalıyız.
Orada esas olan huşu içinde Allah’a yalvarıp yakarmamızdır. Çünkü Allah’ın evinde yiz ve ev sahibine yakışır bir şekilde davranmalıyız. 18- Bir kasaba ya da şehire girdiği vakit dua etmesi müstehabtır. Ayrıca orayı gördüğü vakit de şunları söylemesi müstehabtır: “Yedi göğün ve onların gölgelediklerinin Rabbi, yedi yerin ve onların taşıdıklarının Rabbi, şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi, rüzgarların ve savurduklarının Rabbi olan Allah’ım; ben Senden bu kasabanın ve onun ahalisinin hayrını, içinde bulunanların hayrını dilerim.
Bu kasabanın şerrinden, ahalisinin şerrinden ve içindeki şerlerden de Sana sığınırım.’’ (Hakim) 19- Yolculuk esnasında geceleyin ve özellikle gecenin ilk saatlerinde yol yürümek müstehabtır. Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Geceleyin yol yürümeye bakınız. Çünkü yer geceleyin katlanıp dürülür.’’ (Ebu Davud, Hakim) Yaşamakta olduğumuz bu çağda ulaşım araçları yeterince gelişmiş durumda.
Organizeyi yapan görevliler umreci ve hacıların en rahat edecekleri şekilde bu hesapları yapıp tatbik etmektedirler. Hem görevlileri hem de gurup içinde bulunan hacı ve umrecileri rahatlatmak, üzmemek ve haklarına girmemek için programa riayet etmek ve bir kaç dakika öncesinde olunması gereken yerde olmak gerekir . 20- Tan yerinin ağardığını gördüğü vakit, seher vaktinde şöyle dua etmesi müstehabtır: “Allah’a hamdimizi ve O’nun üzerimizdeki nimetlerini başkalarına duyuracak şekilde açıkça ilan ve itiraf ederiz. Rabbimiz, Sen bizimle birlikte ol, bize lütuf ve ihsanda bulun.
Ateşten Allah’a sığınıyoruz.’’ (Müslim) 21- Yolculuğu esnasında çokça dua etmesi müstehaptır. Çünkü yolculuk esnasında yaptığı duaların kabul edilmesi ve dileklerinin verilmesi ümit edilir. Çünkü Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Üç dua vardır ki bunların kabul edildiğinde şüphe yoktur: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.’’ (Ebu Davud, Tirmizi) Hacceden de aynı şekilde Safa ile Merve üzerinde, Arafat’ta ve Meş’ar-i Haram’da fecirden sonra çokça dua eder.
Teşrik günlerinde küçük ve orta cemreyi taşladıktan sonra da bol bol dua eder. Çünkü Peygamber sav bu altı yerde çokça dua etmiş ve ellerini kaldırmıştır. Ayriyeten Harem bölgesi, Ka’be görülünce, tavaf alanı, Haceri Esved, Mültezem, Makamı İbrahim, Hicri İsmail, Hatim, Rüknü Yemani, Safa, Merve, Arafat, Müzdelife, Mina gibi yerlerde de çokça dua etmek gerekir.
Bütün buraların fazileti ve buralarda yapılacak dua ve diğer ibadetlerin diğer yerlerde yapılacak dua ve ibadetlerden üstün olduğu bir hakikattir. 22- Gücü ve bilgisi oranında iyiliği emreder, kötülükten alıkoymaya çalışır. Emrettiği ve alıkoymaya çalıştığı hususlarda bilgi ve basiret sahibi olması şarttır. Yumuşaklıktan ve uygun davranıştan ayrılmamaya dikkat eder.
Çünkü münkerden uzaklaştırmaya çalışmayan kimsenin duasının kabul edilmeyeceğinden ve Allah tarafından cezalandırılacağından korkulur. Zira Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki; ya iyiliği emredip kötülükten alıkoyarsınız ya da aradan fazla zaman geçmeden yüce Allah üzerinize Kendi katından bir ceza gönderir, sonra O’na dua edersiniz de O da sizin duanızı kabul etmez.’’ (Tirmizi, İbn Mace) Umre ve hac mahşeri andıran kalabalıkların dar bir yerde bu lunduğu tavaf alanı, sa’y alanı gibi yerlerde cereyan etmektedir. Yeri geldiğinde Ka’be’de milyonlarca müslüman bir anda namaz kılmak ta ve tavaf yapmaktadırlar.
Hata, yanlış ve eksikliklerin olması gayet doğaldır. Bu durumlarda sakin olup meydana gelebilecek sıkıntıları en kısa sürede ve zarar vermeden çözmek gerekir. Herkese kendisi için yapılması ve davranılmasını istediği gibi davranmak düşer.
Çünkü orada bulunan herkes kardeştir. Yanlış varsa usulünce uyarmalı, eksik varsa tamamlamalı, hata varsa düzeltmelidir. 23- Bütün masiyetlerden/haramlardan uzak durur. Diliyle ve eliyle kimseye eziyet vermez.
Hacıları, umre yapanları, rahatsız edecek şekilde sıkıştırmaz, başkalarının sözlerini alıp taşımaz, gıybet etmez. Güzelce konuşması ve söylemesi müstesna arkadaşlarıyla da olsa tartışmaz. Yalan söylemez, Allah hakkında bilmediği şeyleri söylemez ve diğer masiyet ve kötülüklerden uzak durur.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Hac bilinen aylardır. Her kim o aylarda (kendine) haccı farzederse artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek, kavga etmek yoktur.’’ (Bakara 197) “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.’’ (Azhab 58) Harem hududları içinde işlenen günahlar, diğer yerlerde işlenen günahlar gibi değildir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kim orada zulüm ve ilhadı isterse Biz ona pek acıklı azabı tattırırız.’’ (Hac 25) Harem bölgesinin hürmeti çok büyüktür.
Sahabe bunu en güzel şe kilde yaşamışlardır. Örneğin Abdullah bin Ömer ra çocukları yaramazlık yaptıklarında onları Ten’im’e/Harem bölgesinin dışına çıkarıp onlara orada kızar, döver öyle geri getirirdi. Harem bölgesinin hürmetinden dolayı çocuklarına dahi bu bölgede sesini yükseltmezdi.
Allah hepsinden razı olsun. 24- Bütün farzları yerine getirmek için gereken özeni/gayreti gösterir. Bunların en büyükleri ise namazı vakitlerinde cemaatle bir likte eda etmektir. Kur’an okumak, zikir, dua, söz ve davranışlarıyla insanlara iyilik, onlara yumuşak davranmak ve ihtiyaçları halinde onlara yardımcı olmak gibi itaatleri çokça işler.
Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Karşılıklı sevgilerinde, merhametlerinde, şefkatlerinde müminler bir vücuda benzer. O vücudun bir organı hastalanacak olursa, vücudun diğer bölümleri uykusuz kalmakla ve ateşinin yükselmesiyle ona katılır.’’ (Buhari, Müslim) 25- Güzel ahlakla bezenir ve insanlara güzel ahlakla muamele eder. Güzel ahlak; sabrı, affedip bağışlamayı, yumuşak/nazik davranmayı, sıkıntılara tahammülü, ağırbaşlılığı, işlerde acele etmemeyi, alçak gönüllülüğü, cömertliği, adaleti, sebatkarlığı, merhameti, emaneti, zühd ve takvayı, müsamahakarlığı, vefakarlığı, hayayı, doğruluğu, iyilik yapmayı, iffetli olmayı, çalışkan, gayretli ve insaflı olmayı kapsar.
Güzel ahlakın faziletinin büyüklüğünü belirtmek üze re Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “ İman bakımından müminlerin en mükemmel olanları, ahlak itibarıyla en güzel olanlarıdır.’’ (Tirmizi, Ebu Davud); “Şüphesiz ki mümin, güzel ahlakı sayesinde (devamlı nafile) oruç tutan ile namaz kılanın mertebesine ulaşır.’’ (Ebu Davud) 26- Yolculuk esnasında güçsüz olanlara, arkadaşlarına canıyla, malıyla, makam ve mevkii ile yardımcı olur. Fazla malıyla ve gerek duyacakları başka şeylerle onları gözetir. Bir rivayete göre, sahabe birlikte bulundukları bir yolculuk esnasında Rasulullah sav şöyle buyurmuştur: “Her kimin fazla bir bineği varsa, onu bineği olmayan kimseye versin.
Her kimin yanında fazla azık varsa, onu azığı olmayan kimseye versin.’(O kadar çok mal çeşidini sözkonusu etti ki, bizden hiçbir kimsenin ihtiyaç fazlası herhangi bir şeyde hakkının bulunmadığını anladık.)’’ (Müslim)